TR|EN
Actual Content
Newsletter
Steelpro 2021
Çelik Köprü 2022
Casp 2022
EUROCORR
Çelik Yapılar Extra
Tevfik Seno Arda Lisesi
Publications > Çelik Yapılar
Sayı: 71 - Temmuz / Ağustos 2021

Ajandam




DOĞAYA RAĞMEN Mİ, DOĞAYI ÖNEMSEYEREK Mİ?



Geçtiğimiz iki aya afetler damgasını vurdu: önce 28 Temmuz’da Manavgat’ta başlayan ve sonra Türkiye’nin birçok bölgesine yayılan orman yangınları, daha yangınlar devam ederken, 28 Temmuz’da Van’da meydana gelen sel felaketi, ardından Batı Karadeniz bölgesinde başlayan aşırı yağışlar sonucunda, 11 Ağustos 2021 tarihinde Bartın, Kastamonu ve Sinop şehirlerinde sel ve su baskınları meydana geldi. Yaşanan sel nedeniyle can kayıpları resmi rakamlara göre 81’e yükseldi. Dileriz ülkemizde ve çevre ülkelerde süren bu yangınlar, en kısa zamanda söndürülür, sel felaketi sona erer ve aklı selim ile yaralar sarılır, yanan araziler tekrar yeşerir.

H. Yener Gür’eş 

Türk Yapısal Çelik Derneği Yönetim Kurulu Başkanı



Afetin üçüncü kolu olan ve nefesini ensemizde hissettiğimiz deprem olmadan yaşadığımız her gün için de şükrediyoruz. Bugün bu köşede, yaşanan afetleri ele almamızın amacı suçlamak ya da suçlu aramak değil, bundan sonrası için alınabilecek önlemleri, bir daha aynı şeylerin yaşanmaması için yapılabilecekleri konuşmak. Bu kapsamda, doğa olaylarını önemsemek, deprem ve orman yangınlarıyla birlikte her fırsatta belirttiğimiz gibi küresel iklim değişiklikleri nedeniyle ülkemizde de yaşanmaya başlanan tsunami, hortum gibi olaylara, artan sel olaylarına, virüsün küresel tehdit haline dönüşmesine dikkat çekmek de amaçlarımız arasında.  

 

Türk Yapısal Çelik Derneği bütün bu konuları, 30 Eylül 2021’de yapmayı planladığı AYM (Avrupa Yeşil Mutabakatı) Çalıştayı ve 24-25 Kasım 2021’de yapacağı 22. Yapısal Çelik Günü’nde ayrıntılarıyla masaya yatıracak.

 

ORMAN YANGINLARI

Avustralya kıtasında Haziran 2019’da başlayan ve 240 gün süren yangın felaketi hepimizin hafızalarında. Kıtanın ve ormanların yüz ölçümü bizimkiyle karşılaştırılmayacak kadar geniş olan Avustralya’da söz konusu yangının can kayıplarına, doğa varlığı ormanların yok olmasına, ormanda yaşayan canlıların mahvolmasına, hatta kültür miraslarının tahrip olmasına neden olduğunu biliyoruz.

 

28 Temmuz’da Manavgat’ta başlayan, önce Bodrum ve Marmaris dâhil tüm Ege ve Akdeniz sahillerimize, sonra da birçok şehrimize yayılan yangınlarında kaybettiğimiz canlar, vatandaşlarımızın başta evleri olmak üzere yitirdikleri mal ve hayvan varlıkları, ormanlar ve tüm canlıları kapsayan bu büyük felâket Türkiye’yi derin bir acıya boğmuştur. Yangınların nedeninin kısa sürede anlaşılamaması ve günlerce söndürülememesine karşın, kahraman itfaiyecilerle birlikte vatandaşların ve STK’ların adeta seferberlik ilan edilmiş gibi verdikleri gönüllü destek, muhteşem bir vatandaşlık ve insanlık örneği oluşturdu, bu ülkenin bir felaket karşısında nasıl birlik ve beraberlik içinde olabileceğini bir kez daha gösterdi. 

 

Orman yangınları başlar başlamaz, derneğimiz bünyesindeki YAÇEM Akademi Yangın Güvenliği Grubu tarafından durum değerlendirmesi yapıldı ve çeşitli konularda görüş ve önerilerimiz belirlendi. 24 Ekim 2019 tarihinde başlayan, daha sonra İBİTEM (İstanbul Belediyesi İtfaiye Eğitim Merkezi) ile müşterek eğitim programı hazırlıkları ile devam eden ve günümüze kadar devam eden iş birliği çerçevesinde, söz konusu orman yangınları ile ilgili olarak alınabilecek orta vadeli önlemlere ilişkin düşünce ve orta vadeli önerimizi 30 Temmuz 2021’de -belki de ilk STK’lardan biri olarak- İstanbul İtfaiye Daire Başkanlığına bildirdik.

 

Grenfell Tower Yangını Raporu 

Yangın Güvenliği Grubumuzun bu değerlendirmeyi yaparken yararlandığı kaynaklardan biri de İngiltere’de 14 Haziran 2017 gece yarısını takiben yaşanan Grenfell Tower Yangını ile ilgili olarak İngiltere’de Yüksek Yargıç Sir Martin Moore-Bick başkanlığında Ekim 2019’da hazırlanan Kamu Soruşturma Raporu (https://www.grenfelltowerinquiry.org.uk/) oldu. Çeşitli dillerde yayımlanan Raporun Türkçe versiyonundan yapılan kısa alıntı şöyledir: 




 

Bu etkileyici örnekten esinlenerek, bizde de yapılan olay sonrası değerlendirmenin daha da geliştirilerek benzer bir bilimsel analiz ve değerlendirmenin her afetten sonra yapılmasının, tüm verilerin dakika dakika analiz edilip, eksik ve aksak hususları belirleyip bir daha aynı aksaklıkların olmaması, daha etkin bir uygulama için önlemlerin belirlenmesi ve hayata geçirilmesinin çok önemli olduğuna inanıyoruz. Bu analizler bazen eğitim noksanlığını, bazen ekipman, mevzuat, koordinasyon noksanlığı gibi yetersizlikleri, bazen de bilimsel yetersizliğimizi ortaya çıkarabilir. Eksiğimizi şeffaf bir şekilde bilelim ki idare, üniversiteler, sanayi ve STK’lar el ele verip düzeltebilelim. Gelişmiş ülkeler de bu yöntemlerle gelişmiyor mu? 

 

Böyle bir analiz sonucunda neler çıkabilir diye düşündüğümüzde aklımıza gelenlerden bazılarını şu şekilde belirtebiliriz: 

1. Komuta koordinasyon sorunu olabilir. Öneri: Yangın söndürme ve genişlemesini engelleme çalışmalarına karadan, havadan ve denizden katılan tüm unsurların itfaiye bölge ve olay mahalli komutanının taktik kontrolüne girmelerinin sağlanması, hastane ve ambulans sistemi, emniyet ve güvenlik güçleri ile koordinasyonun aksaksız hale getirilmesi için mevzuat çalışması yapılabilir. 

2. Ülke çapında yangın söndürme işlemlerine, resmî açıklamalara göre 3 uçak ve 38 helikopter katılmış olmasına karşın yangın söndürme uçaklarının yetersiz olduğu değerlendirilebilir. Öneri:


a. TUSAŞ, BAYKAR ve Hava Kuvvetleri Hava Bakım Fabrikaları gibi kuruluşlar; milli yangın söndürme uçağı ve İHA yapımı ile mevcut uçak ve helikopterin yangın söndürme modifikasyonu konusunda çalışma başlatabilirler,

b. TSK’nın elindeki nakliye uçakları ve helikopterlerin gerektiğinde yangın söndürme amacıyla da kullanılabilmesi için araştırma/düzenleme yapılabilir.

c. Komşu ülkelerle yapılacak protokoller ile bu konuda iş birlikleri geliştirilebilir.




3.  Afet  sırasında  bazı STK’lar  çok  aktif  rol  alırken,  bazılarının olanaklarından yeterince yararlanılamamış, yardımların toplanmasında aksamalar olmuş olabilir. Öneri:

a. Afet sırasında ve sonrasında alınacak önlemler için gerektiğinde ilgili STK’lar ile ön protokoller yapılarak, afet anında ve sonrasında sağlayabilecekleri olanaklar önceden planlanabilir.

b. Üyelerinin ve halkın STK’lara gönderdiği yardımları daha etkin değerlendirilebilmesi için; STK’ların sivil ortak kriz masası oluşturmalarına ve bu çalışmaların bölgesel AFAD kriz merkezleri ile bilgi alışverişinin sağlanması için düzenlemeler yapılabilir.



Bütün bunların ilgili itfaiye teşkilatları, AFAD ve ilgili kamu kurumları tarafından bilindiğine ve düşünüldüğüne inanıyorum. Ancak, güçlü bir yapısal yangın güvenliği eğitim grubuna sahip olan Türk Yapısal Çelik Derneğinin görüş ve önerilerini, burada söylenen bir cümleden, hatta bir kelimeden faydalanılsa yarardır düşüncesiyle paylaşıyoruz ve bundan sonra da ilgili birimlere aktarmaya devam edeceğiz.



TUCSA’nın Kamuya Sunduğu Destek Önerileri 

Bu örnekte de görüleceği gibi, biz de komuta ve koordinasyon konusuna eğilmeye çalıştık. Yangın söndürme işleminin farklı makamların sorumluluğuna verilmesinin, koordinasyon açısından sıkıntılar yaratabileceği düşüncesiyle, İstanbul İtfaiyesi Daire Başkanlığına özetle şu hususları önerdik;

1. Büyükşehir Belediyesi tarafından İtfaiye Daire Başkanlığı ile koordineli olarak “Havadan Söndürme organizasyonu” kurulması için bir araştırma başlatılabilir. Bunun için başlangıçta THK yangın söndürme uçaklarından yararlanılabilir. İleride kaynak bulundukça ve fizibilitesi sağlandıkça yeni uçak kiralama veya satın alma yoluna gidilebilir. 

2. Oluşturulacak havadan söndürme filosu ile Türkiye’nin her yerinde hizmet verebileceği gibi, Yunanistan gibi yangından muzdarip komşu ülkelere de hizmet verilebilir. 

3. İki ülkenin Meteoroloji Genel Müdürlükleri ile yapılacak koordinasyon sonucunda, ABD’de olduğu gibi hava koşullarına bağlı olarak yangın riskinin arttığı bölgelere uçak ve helikopterler önceden intikal ettirilip göreve hazır (on-call) beklemeleri sağlanabilir.

4. Bu projeyi desteklemek üzere, “Gönüllü İtfaiyecilik” gibi “Gönüllü İtfaiye Havacıları” ya da benzer isimle bir gönüllü teşkilat kurulup aşağıdaki yararlar da sağlanabilir:

a. Yangın güvenliği bilincinin yaygınlaştırılması,

b. Gençlerin havacılığa ve uzay çalışmalarına özendirilmesi.

 



Ayrıca Türk Yapısal Çelik Derneğinin (TUCSA) aşağıdaki konularda İçişleri Bakanlığımıza ve AFAD’a destek vermeye hazır olduğu bildirildi:

1. Eğer orman yangının yayılmasını önlemek için ağaçlardan arındırılmış yollar veya bariyerler açmak için ilave iş makinalarına gereksinim olursa, bunun sektör ile koordinasyonu,

2. Acil geçici konut yaptırılmasının planlanması halinde TOKİ ve ilgili kamu kurumlarıyla gerekli koordinasyon,

3. Talep edilmesi halinde yapı tasarımı ve yapısal yangın güvenliği konularında teknik danışmanlık.

 

TUCSA’nın Toplu Konut İdaresi (TOKİ) yönetimine aşağıdaki konularda destek verebileceği bildirildi.
1. TOKİ tarafından, acil geçici konut yaptırılmasının planlanması halinde, dernek bünyesindeki TUCSA Akademik Kurulu ve Hafif Çelik Yapılar Sektör Danışma Kurulundan da destek alarak gerek tasarım safhasında gerek ihale safhasında teknik konularda görüş alışverişi,

2. TUCSA bünyesindeki Yapısal Çelik Eğitim ve Araştırma Merkezi İktisadi İşletmesi (YAÇEM) tarafından 2003’ten beri uygulanan TUCSAmark Yeterlilik Belgelendirmesi ile TOKİ adına aşağıdaki denetleme, değerlendirilme ve raporlamanın yapılması;

a. İhaleye katılacakların firmaların yeterlilikleri (TOKİ kriterleri de göz önüne alınarak),

b. Çelik yapı yapacak olanların teknik yeterlilikleri,

c. Mevcut binaların yangın performans analizleri.

3. Talep edilmesi halinde yapı tasarımı ve yapısal yangın güvenliği konularında teknik danışmanlık ve/veya YAÇEM Akademi vasıtasıyla eğitimler.



Toplumsal Destek

Orman yangınları karşısında, kahraman itfaiyecilerle birlikte gönüllü vatandaşların, sanatçıların ve STK’ların adeta seferberlik ilan edilmiş gibi verdikleri cansiperane destek, muhteşem bir vatandaşlık ve insanlık örneği olup her türlü takdirin üzerindedir.

 

Firmalar ve STK’lar da çok destek verdiler, hatta devletin ilgili kurumlarından izin alarak yangın söndürme uçağı kiralayanlar dahi oldu. Bunun için, gece gündüz çalışan aşağıdaki gibi yardım kuruluşlarının sivil afet koordinasyon merkezi oluşturarak AFAD’ın ve yerel yönetimlerin ilgili birimleriyle koordinasyon ve iş birliği içinde yardım toplamaları ve yardımları ilgililere doğrudan yönlendirmeleri en uygun ve seri yol olmaktadır. Destek veren STK’lardan bize ulaşan üçünü aşağıda paylaşmamıza karşın daha birçok STK’nın da destek verdiğinden eminiz. 

 

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) (https://www.haytap.org/)

Arama Kurtarma Derneği (AKUT) (https://www.akut.org.tr/)

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) (https://www.cydd.org.tr/)

 

Bu kapsamda bazı üyelerimiz yangın mahallinde söndürme çabalarına fiilen destek verirken, bazı üyelerimiz Muğla İtfaiyesine 10 ton köpük bağışında, bazı üyelerimiz de ağaç veya malzeme bağışında bulundular. Tabi bunların dışında “Yardım ne alanı mahcup ne vereni mağrur etmeli” özdeyişinde olduğu gibi adını ve yaptığı yardımları belirtmeyen nicelerini de böylece anmış olalım. Tüm bunlar, bir felaket anında toplumun nasıl tek yürek olduğunu göstermesi açısından çok önemliydi. 

 

Yangın sırasında bölgede bulunan ve gönüllü olarak yangın söndürme faaliyetlerine iştirak eden Prof. Dr. Ahmet Öcal’ın duygularını paylaştığı, yaşanmışlıkları yansıtan aşağıdaki dizeler belki de tüm gönüllülerin hislerini dile getiriyor.



Yanan bir kaplumbağanın

Taşlaşmış bedenini gördünüz mü hiç...

Kuyruğundan tutuşmuş

Bir yılanın canhıraş haykırışını duydunuz mu…

Gözyaşlarını sildiniz mi mesela

Patileri kömürleşmiş köpeciğin…

Dallarıyla ölüm dansı yapan bir ağacı 

Kurtardınız mı alevlerin gazabından... 

Görürdünüz...duyardınız...

Silerdiniz gözyaşlarını yavrunun…

Olsaydınız eğer insan...

Eğer olsaydı vicdanınız…

Yakmazdınız...

Acı ve utançla kendinizi yakardınız... 

                                       (Ağustos 2021)




SEL FELAKETİ

28 Temmuz’da Van’da meydana gelen sel felaketinde neyse ki can kaybı olmadı. Ardından Batı Karadeniz bölgesinde başlayan aşırı yağışlar sonucunda, 11 Ağustos 2021 tarihinde Bartın, Kastamonu ve Sinop şehirlerinde sel ve su baskınları meydana geldi. Günlerce haberlerde ve sosyal medyada videolarını izlediğimiz sel felaketi gerçekten korkunçtu. Meteoroloji yağış miktarının anormal olduğunu söyledi. Peki, anormal yağış miktarlarına göre öngörülerimiz yok mu? Küresel iklim değişikliklerine paralel olarak; şiddetli yağmurların olası miktarları, bölgelere göre rüzgâr yükünün nerelere kadar tırmanabileceği, nerelerde tsunami yaşanabileceği gibi konularda bilimsel çalışmalarımız var mı? Değişen bu yüklere göre yapı tasarımında kullanılan yükleri de değiştirecek miyiz? Ne kadar?

 

Peki, 11 Ağustos’ta yaşanan selde Hidroelektrik Santrallerinin (HES) tasarım, yapım ve işletmesinden kaynaklanan sorunlar değerlendirilecek mi? Baraj kapaklarının açıldığı söyleniyor. Eğer öyleyse, kapakların açılmasına ilişkin emniyet kuralları mı yetersiz, uygulamada mı hata var?

 

Eskiden vura vura kale kapılarını açmak için kullanılan “koç başı” gibi önüne geleni yıkan tomruklara ne demeli? Onları barajın önüne stoklayan veya stoklanmasına izin verenler de böyle bir sel afetini öngörmemiş olabilirler.

 

Başta da söylediğimiz gibi Karadeniz bölgesinde yaşanan sel nedeniyle can kayıpları resmi rakamlara göre 81’e yükseldi. Belki bu sayı daha da fazla olabilir.

 

Ülke genelinde, dere yataklarında yapılaşmaya ilişkin kurallar yetersiz olmalı ki, yaşanan selde can kaybı veya maddi kayıplar yaşıyor, en azından evlerin, iş yerlerinin sular altında kaldığını görüyoruz. Bugün İzmir, Bodrum, Antalya gibi sık sık sele maruz kalan sahil kentlerimiz de var. 

 

Sel doğal olay, ancak selin yarattığı hasar tekrar tekrar yaşanıyorsa bu doğal değil, bizlerin ihmal veya basiretsizliği olabilir. Dileriz bütün bu sorunlar sadece idari mekanizmaların gayretleriyle değil, üniversitelerin ve tüm ilgili tarafların da katkısıyla, ortak akılla, bir daha tekrarlanmayacak şekilde çözümlenir.




KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ve AYM

Geçenlerde göçe başlayan leylek sürülerini gördüm ve o düzeni ve disiplini hayranlıkla izledim. Aslında doğanın şaşmaz bir düzeni var. Galiba onu tek bozan, tahrip eden bizleriz. Önce ozon tabakası delindi, deliniyor dediler. Umursamadık. Şimdi de küresel iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımını azaltalım diyorlar. Acaba bu gerçek mi, değil mi derken ülkemizde daha önceden hiç görmediğimiz hortumları, tsunamileri görmeye başladık, o usul usul yağan İstanbul’un “Nisan Yağmurları” Ankara’nın “Kırk İkindileri” yerini sağanak yağmurlara ya da kuraklıklara bıraktı. Doğal kaynakları hoyratça tüketirken, onların bir süre sonra bitebileceğini hiç düşünmüyoruz galiba. Doğa kendini yeniler, ama bir yere kadar. 

 

Son iki yıl içinde yaşadığımız Avustralya kıtasında 240 gün süren yangın felaketi, COVID-19 küresel virüs tehdidi, Türkiye ve çevre ülkelerde eş zamanlı olarak meydana gelen orman yangınları, Konya ovasında yer altı su seviyesinin 80 santimden metrelerce aşağı inmesi ve kuraklık afetinin kapımızı çalıyor olması hep tesadüf mü? 

 

Üstüne üstlük, ABD Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi, 15 Ağustos’ta Grönland’da 3.216 metre yüksekliğindeki bir bölgeye birkaç saat boyunca yağmur yağdığını duyurdu. Sıcaklığın donma noktasının altına nadiren indiği bölgede, bunun kayıtlara geçen ilk yağmur olduğu belirtildi. Yağmur, bölgedeki buzul örtüsünün en son büyük “erime olayına” denk geldi. Bölgede temmuz ayı içinde iki büyük erime yaşandığını bildiren bilim insanları, yağmurun yağdığı gece 872 bin kilometrekare alanda erime yaşandığını belirtti.

 

Bilim insanları, küresel ısınma nedeniyle kutup bölgesinin dünyanın geri kalanından iki kat fazla ısındığını belirtiyor. Küresel ısınma, dünyada sıcaklıkları ortalama 1 derece yükseltirken, kutuplarda sıcaklık iki derece arttı. Isınma nedeniyle buzulların erimesi deniz seviyesinin yükselmesine neden olarak kıyılardaki yerleşimleri tehdit ediyor.

 

Bütün bunlar gösteriyor ki, önümüzdeki yıllarda yağışlar da susuzluk da rüzgâr ve tsunami gibi etkileri de bugüne kadar olanlardan çok farklı olabilir. Bu konuların bilimsel olarak incelenmesi, daha önceki yazılarımızda da değindiğimiz gibi yapı tasarımında alınacak yükler de dâhil olmak üzere olası değişikliklere karşı önlemlerin ve yeni yüklerin belirlenmesi gerekli görülmektedir.  

 

Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ve Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (SKDM)

Bunları bilmek yetmiyor, bunlar için bilimsel çareler üretmek, toplumsal olarak da bu çarelerin hayata geçirilmesine destek olmak şart. Bu düşünceden hareketle AB Komisyonu; 1973 yılında kabul ettiği Çevre Eylem Programı (Environmental Action Programme) ile başlattığı çalışmaların sonucu olarak, Avrupa’yı 2050 yılında ilk karbon nötr bir kıta haline getirmeyi hedef alan Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) belgesini 11 Aralık 2019 tarihinde yayımlandı. Bu belge, Avrupa’da sera gazı [başlıcaları su buharı (H2O), karbondioksit (CO2), nitröz oksit (N2O), metan (CH4) ve ozon (O3)] salımının 2030 yılına kadar 1990 yılına oranla %55 oranında azaltılmasını ve 2050 yılına kadar sera gazı salımının sıfırlanmasını hedef almaktadır. 



 


Kyoto Protokolünün 2020 yılında sona erecek olması nedeniyle 2015 yılında yapılan ve Türkiye’nin de taraf olduğu Paris Anlaşmasına göre Türkiye 2021-2030 yılları arasında sera gazı emisyonunu %18 ilâ %21 arasında azaltmayı planlamaktadır.

 

Türkiye’nin de taraf olduğu bu konudaki çalışmalar muhtelif bakanlıklar tarafından sürdürülürken, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Metal Sanayi Daire Başkanlığı koordinasyonundaki, üyesi olduğumuz METAL-TEK Komitesi’nin 23 Mart 2021 tarihli toplantısında AYM (EU Green Deal) paralelinde yürütülmesi gereken çalışmalar görüşüldü. Bu kapsamda, “2030 Çelik Stratejisi” hazırlanması konusunda çalışmak üzere Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) ve TUCSA’nın da içinde olacağı bir Çelik Çalışma Grubu kurulmasına karar verildi.

 

TUCSA bu paralelde karbon salımının azaltılması için bir yandan çelik üretiminde, diğer taraftan çelik kullanımında gerekli önlemlerin alınması amacıyla bünyesinde “AYM Çalışma Grubu” oluşturulmasına karar verdi.

 

Avrupa Komisyonunun 14 Temmuz 2021’de Fit for 554 başlığı ile yayımladığı AB ekonomisi ve toplumunun iklim beklentilerine ulaşması için Komisyon önerileri kapsamında SKDM (Carbon Border Adjustment Mechanism – CBAM) esasları ve basın bülteni ile konu daha da önem ve öncelik kazandı. Hâlâ yeterince açık olmayan bu düzenlemeye göre, çelik ihracatçılarına, ürettiği çeliğin karbon salım miktarına göre SKDM sertifikasını satın alma zorunluluğu getirilmektedir. Alınacak sertifika sayısı, bir SKDM sertifikasının 1 ton karbon dioksit eşdeğerinde olduğuna göre hesaplanacaktır. Ancak burada sertifika fiyatlarının borsa şeklinde haftalık olarak belirlenme işleminin SKDM tarafından hangi kriterlere göre yapılacağı, ihtiyaç halinde Avrupa’ya ithalatı engellemek üzere siyasi öngörülerle yükseltilip yükseltilemeyeceği konusunda henüz açıklık bulunmamaktadır. Ayrıca Avrupalı çelik üreticileri Avrupa’ya ihraç etmeyeceklerine göre, bu uygulama onları koruyacak mıdır?

 

SKDM sertifikası uygulamasından çelik yapı üreticileri de bir ölçüde etkilenecek. Karbon oranı düşük veya yeşil çelik ürettiği için SKDM sertifikası ödemeyen, karbon vergisi ödemeyen firmaların ürünleri, maliyetleri düşürmek için çelik yapı üreticileri tarafından tercih edilecek. Bu düzenleme üreticileri yeşil veya az karbon salımı olan çelik üretmeye mecbur bırakacak. Burada tartışmaya açık olan kısım: Avrupa’da karbon salımını azaltmak mı, Türkiye gibi Avrupa’ya çelik ihraç eden firmaların ihracatına dolaylı sınırlama getirmek mi, yoksa her ikisi de mi? 

 

Muhtemelen ikisi de olabilir. Bunun için konuyu iki bölümde ele almakta yarar var. Birincisi “2050’ye kadar Avrupa’nın karbon nötr olmasını sağlamaktır” ki dünyanın ve bizden sonraki nesillerin geleceği açısından bu yaşamsaldır. Bu yüzden, Türkiye de bu öneriye sahip çıkmış ve hazırlıklara başlamıştır.

 

İkinci konu ise “Türkiye gibi Avrupa’ya çelik ihraç eden firmaların ihracatına dolaylı sınırlama getirme” olasılığıdır. Bununla birlikte, Fit for 55 dokümanı şu ifadeyi kullanmaktadır: “Fit for 55 paketi, 2030 ve sonrasına adil, rekabetçi ve yeşil bir geçiş sağlama hedefine yönelik birbirine bağlı bir dizi tekliften oluşur”. İyi niyet ifade eden bu açıklamadan çok uygulanması önemlidir. Bu nedenle konunun derinlemesine irdelenmesi, boşlukların ve aleyhte olabilecek hususların saptanması ve görüşmeler yoluyla çözüm üretilmesi uygun bir yöntem olabilir.  

 

AYM ÇALIŞTAYI

Bütün bu konuların Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının öngörüleri paralelinde tartışılmasını sağlamak, sorunları ve tereddütlü konuları saptamak ve öneriler geliştirmek için TUCSA Yönetim Kurulu 14 Nisan 2021’de AYM Çalışma Grubunun kurulmasına ve takiben Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yönlendirmeleri doğrultusunda AYM Çalıştayı düzenlenmesine karar verdi. 

 

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mustafa Varank’ın öngördüğü gibi AYM Çalıştayı Metal Expo Fuarı ile koordineli olarak 30 Eylül 2021 Perşembe günü İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecektir.

 

Programı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Metal Sanayi Daire Başkanlığı ve TÇÜD ile koordineli olarak hazırlanan AYM Çalıştayı’nın amacı: Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ve Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmasının (SKDM) ülkemize ve insanlığa sağladığı yararlar, belirsizlikler, sorunlar ve 2030 Çelik Stratejisi açısından öneriler ile sanayinin, kamunun, üniversitelerin odaklanmasına gerek duyulan konuların tartışılması ve önerilerin belirlenmesidir. 

 

Çalıştayın öğleden önceki bölümünde ilgili bakanlık temsilcileri tarafından AYM ve SKDM hakkında sunumlar yapılacak, öğleden sonraki bölümde aşağıdaki 7 masada konular tartışılacak, sorunlar ve çözüm önerileri belirlenecektir.   

 

MASA-1: Entegre Tesisler için çelik üretiminde sera gazını arttıran nedenler ve sera gazı salımını %55 azaltma hedefine ulaşma yolları.

MASA-2: Elektrik Ocaklı (eao ve io) Tesisler için çelik üretiminde sera gazını arttıran nedenler ve sera gazı salımını %55 azaltma hedefine ulaşma yolları.

MASA-3: Haddehaneler için çelik üretiminde sera gazını arttıran nedenler ve sera gazı salımını %55 azaltma hedefine ulaşma yolları.

MASA-4: Kullanım Ömrü, Geri Dönüşüm ve Tekrar Kullanımın sera gazı salımını %55 azaltma hedefine ulaşmaya katkıları.

MASA-5: Yapı Tasarımında Dijitalleşmenin AYM - SKDM süreçlerine etkileri.

MASA-6: Çelik kullanımında sera gazı salımını azaltmak için yapım (imalat ve saha montajı) süreçleri önlemleri.

MASA-7: Yapı İmalat Tekniklerinin AYM- SKDM süreçlerine etkileri ve öneriler.


 


22. YAPISAL ÇELİK GÜNÜ

2000 yılında başlayan Yapısal Çelik Günleri’nin 21’incisi geçen yıl Covid-19 salgını nedeniyle, günün şartlarına uygun olarak ve teknolojik gelişmelerden de yararlanarak 11-12 Kasım 2020 tarihlerinde ilk kez internet ortamında görüntülü (virtual) olarak gerçekleştirildi. Toplantıya, 952 kişi https://yapisalcelikgunu.org web sitesinden kayıt yaptırarak, 58 kişi de YouTube üzerinden olmak üzere 1010 kişi katıldı. Geçen yıl iki günde toplam 14,5 saat kesintisiz yayın yapılarak uluslararası bir başarıya imza atıldı.

 

Geçen 21 yıl içinde sektörün tüm ilgililerini Yapısal Çelik Günlerimizde buluşturduk. Çok sayıda uzmanın yorumlarını dinledik, çelik yapı projelerinin detaylarını gördük, teknolojideki gelişmeleri izledik. Üyelerin Tanıtım Alanları, Çelik Yapı proje sunumları, paneller, ödül törenleri Türk Yapısal Çelik Derneğinin vazgeçilmez etkinlikleri olarak kabul gördü. Geçen yıl iki gün süreyle internet ortamında gerçekleştirdiğimiz 21. Yapısal Çelik Günü’ne katılımcı sayısı 1000’in üzerine çıktı. 

 

22. Yapısal Çelik Günü geçen yıl olduğu gibi bu yıl da online ve iki gün süreli olacak. https://yapisalcelikgunu.org web sitesinde yer alan programa göre; 


  • 24 Kasım’da ilginç panel ve sunumlarla “Deprem ve Sürdürülebilirlik” teması işlenirken, 

  • 25 Kasım’da “Dijitalleşme ve Modüler Yapılar” temasıyla birlikte sektörün teknolojik/ modüler yapılara evrildiğini vurgulayan bir panel, daha önceki yıllarda olduğu gibi projelerden seçkiler, teknik sunumlar, ödül töreni etkinlikleri yer almaya devam edecek. 


Çelik Yapılar Günlerinin 22’ncisinden katılımcıların yine yararlanacakları çok konu olacak. Yapısal Çelik Günleri sektör paydaşlarına iletişim ağı (networking) ve tanıtım konusunda da önemli fırsatlar sağlamaktadır. Geçen yıl internet ortamında ilk kez gerçekleştirdiğimiz iki günlük etkinlikten kazandığımız deneyim nedeniyle bu yıl hem katılımcıların hem de tanıtım odası açanların daha fazla yararlanmaları için ilave önlemler de alınmaktadır.   

 

Her zaman olduğu gibi katılımı ücretsiz olan 22. Yapısal Çelik Gününe katılım için https://yapisalcelikgunu.org/index.php/register linkinden kayıt zorunludur.

 

Sanal ortamda sistem iki ana bölümden oluşmaktadır: Birincisi ve şu anda ulaşılabilir olan 22. Yapısal Çelik Günü web sitesi (https://yapisalcelikgunu.org


  • Ana Sayfa. İzleyicilerin ilk giriş yapacağı ana sayfa; Kayıt, Etkinlik Programı ve Konuşmacılar gibi temel bilgilerin dışında, sponsorların logolarını ve web sitesinde belirtilen esaslar dahilinde linklerini içerecek, Ana Sponsor ve Platin Sponsorlara tahsis edilen sponsor tanıtım odalarını ziyaret imkânı vermektedir. Sistem her an erişime açıktır. Bu konuda bir sorunuz olduğu takdirde yesimgures@yapisalcelikgunu.org e-mail adresinden ilgiliye ulaşılabilmektedir.

  • Sponsor Tanıtım Odaları. Sponsor tanıtım odaları, sponsor olduklarından itibaren hizmet vermeye başlayacak, bu hizmetler 30 Kasım 2021 tarihine kadar devam edecektir. Örnek sayfanın tasarımı TUCSA tarafından sponsor ile koordineli olarak tamamlanacaktır. Sayfa içeriğini (https://yapisalcelikgunu.org/index.php/exhibitor/b2b-tucsa/) linkindeki sayfadan görebilirsiniz. Yapısal Çelik Günü izleyicileri; sosyal medyada periyodik duyuruları yapılacak Sponsor Tanıtım Odalarını kayıt oldukları tarihten itibaren Kasım 2021 sonuna kadar ziyaret edebilecek ve aşağıdaki hizmetlerden yararlanabileceklerdir:


- Verilen link üzerinden sponsorun web sitesine ulaşabilir,

- Sponsorun tanıtım videosunu (sponsor tarafından verildiği takdirde) izleyebilir, 

- Sponsorun kataloğuna / tanıtım broşürüne (sponsor tarafından verildiği takdirde) ulaşabilir, 

- İletişim ve Randevu Talep Formu vasıtasıyla sponsordan bilgi ve teklif isteyebilecekleri gibi zoom üzerinden görüşmek için randevu da talep edebileceklerdir. TUCSA karşılıklı mutabakatla belirlenecek zamanda zoom üzerinden görüşme / toplantı yapmalarına olanak sağlayacaktır. 




Sanal ortamın ikinci bölümü ise Canlı Yayın ekranı olacaktır. Etkinlik için iki gün boyunca kullanılacak olan ve tüm sunumların izlenebileceği Canlı Yayın sitesine 22. Yapısal Çelik Günü web sitesinden geçilecektir. Burada, sunumlar ve programlar canlı yayın ekranından izlenebilecektir. Ekranda gerektiğinde konuşmacının dışında sunucu veya diğer panelistler de görülebilecek, ancak bu durumda konuşan kişinin ekranı daha büyük olarak görülecektir.

 

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI 

30 Ağustos, aslında 3 yıl 4 ay süren bir kurtuluş savaşının sonucudur.  

 

Bugün; Müttefiklerin teşvikiyle 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgale başlayan ve Ankara’ya kadar tüm bölgeyi işgal için ileri harekata geçen bir ülke karşısında topraklarını savunan bir ülkenin topyekûn mücadelesi sonunda binlerce can kaybı pahasına 30 Ağustos 1922 kazanılmış bir zaferdir. 

 

Bugün; 1699 Karlofça Antlaşması’ndan itibaren sürekli gerileyen, 1911 Trablus Savaşı’ndan itibaren milyonlarca Türk askerinin kanını dökerek, varını yoğunu heba ederek, hasta adam sıfatını alan Osmanlı Hanedanlığının asırlık hatalarının neticesinde devamlı gerileyen Türk Ordusunun bu yenilgilere baş kaldırdığı ve durdurduğu Sakarya Meydan Muharebesi ve ardından Büyük Taarruz ile ülkemizi işgalcilerden kurtardığı bir mücadelenin son noktasıdır.



Bu kapsamda şu tarihleri hatırlamamız yerinde olacaktır:

22-25 Temmuz 1921 Türk Ordusunun Sakarya’nın doğusunda savunma mevzileri oluşturması,

5 Ağustos 1921 bizzat TBMM, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e “Başkomutan” yetkisini verdi,

14 Ağustos 1921 Yunan Birliklerinin Sakarya’nın doğusuna ileri harekata geçmesi,

23 Ağustos 1921 Yunan Birliklerinin saldırı başlatması ancak ilk kez başarısız olması,

10 Eylül 1921 Türk Ordusunun, bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın komutasında genel karşı taarruza geçmesi,

20 Eylül’de Sivrihisar, 22 Eylül’de Aziziye ve 24 Eylül’de Bolvadin ve Çay’ın düşman işgalinden kurtuluşu,

24 Eylül 1921 İşgal güçlerinin saldırısıyla başlayan, 22 gün 22 gece devam eden, Atatürk tarafından çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ifadesi ile anılan, Sakarya Muharebesi’nin işgalcilerin yenilgisiyle sona ermesi. Bu savaş Türklerin Osmanlı döneminde yaşadığı makus talihinin dönüm noktasıdır, 

14 Ağustos 1922 Kolorduların yürüyüşe geçmesiyle başlayan hazırlıklar,

26 Ağustos 1922 Büyük Taaruz’un başlangıcı, 

30 Ağustos 1922 Beş gün süren ölüm kalım mücadelesi, Başkumandanlık Meydan Muharebesi veya Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin kesin zafer ile sonuçlanması ve ardından Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” direktifine uygun olarak 9 Eylül’de Türk Ordusunun İzmir’e girişi ile Büyük Taarruz’un sona ermesi. Bu zafer ile Türk Milletinin bağımsızlığı garanti altına alınmış oldu.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde yürütülen bu mücadelenin, mazlum ülkelere rehber olan başarı öyküsünün yanında, dikkat çeken bir yanı daha vardır ki o da düşmanlığı savaş alanında bitirmesidir. 

 

Ülkesini işgal eden ordularla savaşmış, onları yenmiş ancak hiçbir zaman toplumuna düşmanlık, kin ve nefret aşılamamış olan O deha, yendiği orduların ve devletlerin başındaki kişiler tarafından da daima takdir ve saygıyla anılmıştır. 







 



 

 


Çelik Yapılar - Sayı: 71 - Temmuz / Ağustos 2021

Projeler

HATAY STADYUMU

Kendimizi Sınayalım

Kendimizi Sınayalım



© 2014 - Turkish Constructional Steelwork Associaton