TR|EN
Güncel
E-Bülten Aboneliği
Tevfik Seno Arda Lisesi

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ve KARBON SIFIR HEDEFİ (Kasım- Aralık 2022)

Türk Yapısal Çelik Derneği Yönetim Kurulu Başkanı H. Yener Gür'eş, Çelik Yapılar dergisinin 79. sayısında, iklim değişikliği olgusu ve karbon sıfır hedefine dair önemli açıklamalarda bulundu.
01.03.2023
Yağışlar ve Kuraklık
T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre; 1 Ekim 2022-31 Aralık 2022 dönemini kapsayan 2023 su yılı yağışları normalinin ve geçen yıl yağışlarının altında gerçekleşti. Türkiye geneli su yılı yağışı 113.3 mm, normali 183.5 mm (1991-2020) ve geçen yıl aynı dönem su yılı yağışı 160.4 mm’dir. Yağışlarda normaline göre %38, geçen yıl aynı dönem yağışlarına göre %29 azalma mevcuttur. Üç aylık kümülatif yağışlarda tüm bölgelerimiz normallerinin altında yağış almış, en fazla azalma %53 ile Marmara Bölgesi’nde gerçekleşmiştir. Marmara Bölgesi’nin 3 aylık kümülatif yağışları son 62 yılın en düşük seviyesine inmiştir.

İstanbul’da geçen yıl 18 Kasım’da %42,6 olan barajlardaki doluluk oranı, bu sene aynı dönemde %36,2 olarak kaydedildi. İstanbul barajlarında 4,2 aylık su bulunduğu belirlendi. Böyle devam ederse yıl sonunda İstanbul’daki barajların ortalama doluluk oranın %30 mertebesine düşmesi bekleniyor.

Türkiye’deki barajlarda içme suyu oranı, 18 Kasım 2021’de 28,3 seviyesindeyken, bu sene %28,1’e düştü. Sulama suyu geçen yıl 18 Kasım’da %22,1 seviyesinden 25,3’e yükseldi.

Buraya kadar verdiğimiz rakamların amacı sadece belli istatistikleri paylaşmak değil, küresel ısınmanın sonucunda yaşam koşullarının nasıl tehdit edildiğini göstermektir.

Küresel Isınmadan Kaynaklı Diğer Doğa Olayları

İklim krizinden ve/veya çeşitli doğa olaylarından kaynaklanan sorunlara şu örnekleri sayabiliriz:
  • Avustralya yangını ile başlayan, son iki yıldır yaz aylarında Türkiye’de ve dünyada meydana gelen büyük yangınlar.
  • Son zamanlarda Ankara, Bartın, Trabzon, İzmir, Antalya ve çeşitli illerimizde meydana gelen sellerdeki artışlarda görüldüğü gibi yağış rejimlerinde meydana gelen değişiklikler sellere ve çatı çökmelerine neden olabiliyor.
  • Bir yanda seller olurken diğer taraftan kuraklıklar artıyor yer üstü ve yer altı su rezervleri azalıyor, derinleşiyor.
  • 30 Ekim 2021 İzmir / Seferihisar depreminde Sığacık’ta meydana gelen tsunamide olduğu gibi kıyılarımızda dahi tsunami görülmeye başladı.
  • Bölgemiz için anormal sayılabilecek ölçüde büyük fırtınalar ve çocukluğumuzda gazetelerden okuduğumuz ancak günümüzde ülkemizde de gördüğümüz hortumlar,
  • 15 Ağustos 2021’de Grönland’da yağmur yağması ve buzul erimeleri örneklerden sadece birkaçı.
Yükler değişiyor
Daha önceki yazılarımızda da değindiğimiz gibi, küresel ısınmaya bağlı birçok meteorolojik değişiklikler karşısında; yapı tasarımları için standartlarda belirtilen yükler de değişiyor ve değişecek. Bu durumda, yapılarımızı, hatta yapı tekniklerimizi, standartlarımızı, şehir planlamalarımızı ve altyapılarımızı gözden geçirmemizi gerektirmiyor mu?

Bu durumda, üniversitelerin ve ilgili kurumların standartlarda belirtilen yüklerin önümüzdeki yıllar içerisinde geçerliliğini koruyup koruyamayacağını, nasıl bir değişiklik izleyebileceği, belirtilen yüklerin gerçekçilikten uzaklaşması halinde nasıl bir önlem ve hesaplama yöntemi geliştirileceğinin araştırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Yenilenebilir Enerji Gereksinimi

Tasarımda panel yükü şartı

Gezegenimizin sürdürülebilirliği açısından fosil yakıt ve nükleer enerji yerine yenilenebilir enerji kullanımı zorunluluk haline gelmiştir. Bir yandan sürdürülebilirlik açısından temiz enerji gereksinimi, bir yandan enerji ithalatının azaltılması, diğer taraftan enerji konusunda yurt dışı bağımlılığının azaltılması açısından Yenilenebilir Enerji konusu çok önemli ve gereklidir.

Bu amaçla, birçok ekilebilir alanda güneş enerji panellerinden oluşan enerji santralleri oluşurken, uzun zamandır çatıların bu amaçla değerlendirilmesi gerektiğini söylüyoruz. Yenilenebilir enerji kaynaklarının artırılması kapsamında büyük yüzeyli endüstriyel ve ticari yapılar başta olmak üzere çatıların güneş enerji panelleriyle kaplanması da önem arz etmektedir. Yapının ilk tasarımı sırasında güneş panellerinden gelen yük hesaba katılmamışsa, çatı taşıyıcı sistemlerinin takviyesi gerekebilir. Bu durumda, çelik taşıyıcı sistemler diğer sistemlere nazaran daha kolay takviye edilebildiğinden önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Bazı yapı sahipleri, yaptırdıkları kontrollerde çatının panellerin yükünü taşımayacağını, takviyenin ise maliyetli ve meşakkatli olduğunu belirtiyorlar. Şimdi bir adım daha öteye gidelim. Yeni yapılacak çatıların mühendislik hesapları yapılırken kar yükü, rüzgâr yükü gibi enerji paneli yükü zorunluluğu getirilse ne olur? Belki maliyet biraz artar ama ileride çatısına -özellikle endüstriyel yapılarda- güneş paneli koymak isteyenler, o anda olmasa dahi istedikleri anda büyük bir tadilat / takviye masrafı ödemeden bu işlemi yapabilirler. Bu konunun da incelenmesinde, yarar ve sakıncalarının ortaya konmasında, bu hususun; tasarımda panel yükü şart koşan -en azından belirli yapı tipleri için- bir mevzuat düzenlenmesi olanağının değerlendirilmesinde fayda olacağına inanıyoruz.

Karbon Sıfır Hedefi
Doğa olaylarındaki birçok değişikliğin nedeni olduğunu bildiğimiz küresel ısında ve iklim değişikliğinin temel nedenlerinden olan sera gazı salımının kontrol altına alınabilmesi için AB Komisyonu; 1973 yılında kabul ettiği Çevre Eylem Programı (Environmental Action Programme) ile başlattığı çalışmaların sonucu olarak Avrupa’yı 2050 yılında ilk karbon nötr bir kıta haline getirmeyi hedef alan Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) belgesini 11 Aralık 2019 tarihinde yayımladı.

(AYM linki: https://ec.europa.eu/info/sites/default/files/european-green-deal-communication_en.pdf)

Bu belge, Avrupa’da sera gazı [başlıcaları su buharı (H2O) karbondioksit (CO2), nitröz oksit (N2O), metan (CH4) ve ozon (O3)] salımının 2030 yılına kadar 1990 yılına oranla %55 oranında azaltılmasını ve 2050 yılına kadar sera gazı salımının sıfırlanmasını hedef almaktadır. Hedeflenen bu tarihlerin öne çekilmesi yönündeki çalışmalar da devam ediyor.

Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona ermiş olması nedeniyle 2015 yılında yapılan ve Türkiye’nin de taraf olduğu Paris Anlaşması’na göre Türkiye 2021-2030 yılları arasında sera gazı emisyonunu %18 ilâ %21 arasında azaltmayı planlamaktadır. (Paris Anlaşması linki: https://iklim.csb.gov.tr/paris-anlasmasi-i-98587)

Türkiye’nin de taraf olduğu bu konudaki çalışmalar muhtelif bakanlıklar tarafından sürdürülürken, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Metal Sanayi Daire Başkanlığı koordinasyonundaki, üyesi olduğumuz METAL-TEK Komitesi’nin 23 Mart 2021 tarihli toplantısında AYM (EU Green Deal) paralelinde yürütülmesi gereken çalışmalar görüşüldü. Bu kapsamda, “2030 Çelik Stratejisi” hazırlanması konusunda çalışmak üzere Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) ve TUCSA’nın da içinde olacağı bir Çelik Çalışma Grubu kurulmasına karar verildi. O tarihten itibaren, AYM ve Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (SKDM) konularındaki çalışmalar aralıksız olarak devam etmektedir.

TUCSA bu paralelde karbon salımının azaltılması için bir yandan çelik üretiminde, diğer taraftan çelik kullanımında gerekli önlemlerin alınması amacıyla bünyesinde “AYM Çalışma Grubu” oluşturdu ve Türk Yapısal Çelik Derneği tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı himayesinde, Türkiye Çelik Üreticileri Derneği ile koordineli olarak 30 Eylül 2021 tarihinde İstanbul’da AYM Çalıştayı gerçekleştirildi.

Resmi Gazete'nin 16 Temmuz 2021 tarihli nüshasında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi (2021/15) uyarınca “Yeşil Mutabakat Eylem Planı” Ticaret Bakanlığı tarafından ilgili bakanlıklar ve kurumlarla koordineli olarak aynı tarihte hazırlanmış ve yayımlanmıştır.

(AYM linki: https://ticaret.gov.tr/data/60f1200013b876eb28421b23/MUTABAKAT%20YEŞİL.pdf)

(Eylem Planı Linki: https://ticaret.gov.tr/haberler/yesil-mutabakat-eylem-plani-yayimlandi).

Eylem Planına uygun olarak;
  • T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğü tarafından “Çelik Sektörü İhtisas Çalışma Grubu”,
  • T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı TÜBİTAK tarafından “Teknolojik Dönüşüm/ Gelişim İhtisas Çalışma Grubu” oluşturularak 6 pilot sektörde (Demir-Çelik, Alüminyum, Çimento, Plastikler, Kimyasallar ve Gübre), “Yeşil Büyüme Teknoloji Yol Haritası (TYH)” hazırlıklarının son aşamasına gelinmiştir.
Türk Yapısal Çelik Derneği her iki ihtisas çalışma grubuna da iştirak etmektedir. Çalışmalarda, CO2 salımını azaltmak için yeşil çelik üretimi çok önemli olmakla birlikte, çelik kullanımının da göz önünde bulundurulması gerektiği mükerrer olarak vurgulanmıştır.

Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması'nın Sektörümüze Etkileri
Her ne kadar Türk Yapısal Çelik Derneği bünyesindeki üye gruplarından biri çelik üreticileri ise de Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’nın (SKDM) çelik üreticilerine ilişkin olumlu ve olumsuz yanlarının değerlendirilmesi konusunda Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) görüşleri bizim için de esastır. Bu kapsamda öncelikle belirtmeliyiz ki üretilen her yassı ve uzun ürün, çelik kullanıcıları tarafından işlenerek nihai mamul olarak hayatımıza sokulur. CO2 salımının azaltılmasında en büyük pay çelik üretimiyle ilgili olmakla beraber sera gazı salımı sadece çelik üretimi sonucunda ortaya çıkan bir husus değildir ve çelik kullanımından kaynaklanan CO2 salımını unutmamak gerekir.

Çelik kullanıcıları açısından bakıldığında TS EN 15978 (Yapılarda Sürdürülebilirlik) standardında Bina Yaşam Döngüsü Hesaplama Modülleri şu şekilde belirlenmiştir: Modül A (İmalat ve inşaat safhası), Modül B (Binanın kullanım süreci), Modül C (Binanın kullanım ömrü sonu). Çelik yapı sektörünü asıl ilgilendiren modüller; yukarıda belirtilen ve “yıkım/söküm nakliye, atık değerlendirme süreci ve kullanılamayan atıklar” alt başlıklarını kapsayan Modül C ile standartta binanın yaşam döngüsü sonrasındaki tekrar kullanım (reuse), ıslah (recovery) geri dönüşüm (recycling) ve elde edilen enerji (exported energy) alt süreçlerini kapsayan Modül D (Bina yaşam döngüsünün ötesindeki yararlar ve yükler).

Yukarıda ve ilgili standartlarda belirtilen sürdürülebilirlik prensipleri göz önüne alınarak örnekleyecek olursak…
Örneğin;

3. Kullanım ömrü sonunda hurdanın değerlendirilmesi konusuna öncelik verilebilirse ve sürdürülebilirlik kapsamında Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından geçen yıl yayımlanan “Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelik” içeriği; ISO 20887 (Sustainability in buildings and civil engineering works – Design for disassembly and adaptability – Principles, requirements and guidance) standardı göz önüne alınarak “Binaların Yıkılması ve Sökümü Hakkında Yönetmelik” şeklinde geliştirilirse CO2 salımı azaltılabilir.”

Kullanımın azaltılması (reduce) kapsamında;
  • Kalite, optimizasyon ve diğer özelliklerden yararlanarak çelik kullanımı %10 azaltılırsa, CO2 salımı da yaklaşık %10 azalabilir.
  • Çeliğin kullanım ömrü uzatılırsa (çeliğin formülasyonunda yapılacak iyileştirmelerle ve/veya korozyona karşı koruma ve sürtünmeden kaynaklanan erozyona karşı direnç arttırmak suretiyle) CO2 salımı da yaklaşık aynı oranda azaltılabilir.
Geri dönüşüm (recycle) kapsamında; hurda kalitesi ve hurda tedarikini de kapsayan “hurda politikası” geliştirilebilir ve tam geri dönüşüme (up-recycle) ağırlık verilebilirse hem sera gazı salımı hem de doğal kaynak kullanımı azaltılmış olur.

Tekrar kullanım (re-use) kapsamında; ekonomik kullanım ömrü sonunda kolon ve kiriş gibi elemanların tekrar kullanım oranı artırılırsa CO2 salımı da önemli ölçüde azalmış olur. Bu amaçla;
 
  • Döngüsel ekonomide tekrar kullanım (re-use) konusu uzun zamandan beri CEN TC135 / WG 17 gündeminde olup, prEN 17662:2021 (Execution of steel structures and aluminium structures - Environmental Product Declarations - Product category rules complementary to EN 15804 for Steel, Iron and Aluminium structural products for use in construction works) standardı onay safhasına gelmiştir. Bu standart, ürün kategorisi kurallarını (c-PCR) sağlar. Üyesi olduğumuz Avrupa Yapısal Çelik Birliği (ECCS) TC9 Uygulama Standartları (Execution Standards) Komitesi tarafından da konu takip edilmektedir.
  • Tekrar kullanılacak çelik yapı elemanlarının hangi koşullarda yeniden kullanılabileceğine dair kriterler yetersizdir ve üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda, tekrar kullanılacak çelik malzeme genellikle üç sınıfa ayrılmakta;
1. Birinci grupta yer alan “orijinal malzeme test sertifikaları mevcut olan ve ilgili ürün standardına uygunluğu belgelenmiş olan” malzemeler gerektiğinde (%10 kadarı) tahribatsız test ile kontrol edilir,
2. İkinci grupta yer alan “orijinal malzeme test sertifikaları mevcut olmayan, malzeme test protokolüne bakılan” tekrar kullanılacak malzemeler, akredite bir laboratuvar tarafından test edilerek, tüm mekanik ve kimyasal özellikleri ve kimyasal bileşimi tamamen belirlenir.
3.Üçüncü grupta yer alan ve “tanımlanamayan çelik” olarak nitelenen malzeme için yapının yaşı ve konumu göz önüne alınarak, güvenli tarafta kalacak şekilde en emniyetli yöntem seçilir.
  • Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 13 Ekim 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan “Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelik” ISO 20887 (Sustainability in buildings and civil engineering works - Design for disassembly and adaptability - Principles, requirements and guidance) standardı ile yukarıda belirtilen Modül C ve Modül D göz önüne alınarak “Binaların Yıkılması ve Sökümü Hakkında Yönetmelik” şeklinde geliştirilirse CO2 salımının azaltılmasına önemli ölçüde katkıda bulunulur.
  • AB bünyesinde yeni bir İnşaat Malzemeleri Tüzüğü (CPR) önerisi mevcuttur. Değişiklik önerisi aşağıdaki maddeleri de kapsamaktadır:
1. Md 2: Kullanım amacı veya karakteristikleri değiştiğinde yeni DoP (Declaration of Performance) gerekir.
2. Md 22: Yeni bir DoP önceki DoP’ye dayandırılabilir. Bu husus “kullanılmış” (used), “yeniden imal edilmiş” (remanufactured) ve “üretim fazlası” (surplus) ürünlere uygulanabilir.
  • Dolayısıyla biz burada çelik üretimi ile ilgili hususların dışında kalan ve yukarıda belirtilen hususları göz önüne alarak çelik kullanıcısı olan tasarımcılar, çelik yapı (çelik konstrüksiyon) imalatçıları ve yüklenicileri açısında konuyu ele alacağız.
 
1. Çelik yapı tasarımcıları (müşavir, mimar ve mühendisler) açısından; yapılacak mimari ve mühendislik tasarımının, sera gazı salımını azaltmak üzere yukarıda bahsedilen kullanımın azaltılması (reduce) ve tekrar kullanım (re-use) konularını da kapsayacak şekilde yapılması, bu amaçla optimizasyon ve Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) gibi yazılım / sistemlerinin kullanımı ve geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Kamu otoritesi bu konuyu teşvik edecek regülasyonlara öncelik vermeli ve yatırımcılar da bu uygulamaları teşvik ve talep etmelidir.

2. Çelik yapı (çelik konstrüksiyon) imalatçıları ve saha kurulumcuları (montajcıları) açısından; çok büyük değişiklik olmamakla beraber, kalite kontrol sistemlerinin yaygınlaştırılması, imalatta otomasyon, robot kullanımı, verimliliğin artırılması gibi önlemler ile montajda sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) gibi gelişmiş teknolojilerin kullanılması suretiyle sera gazı salımının azaltılmasına katkıda bulunulmuş olur. Bu amaçla karbon ayak izi belgesi (Eurocert) yaygınlaştırılmalı ve sera gazlarına ilişkin TS EN ISO 14064 serisi standartlar, TS EN ISO 14066, TS EN ISO 14067 standartların kullanımına öncelik verilmelidir.

3. Çelik yapı yüklenicileri açısından;
a. Kârı artırmak için kaliteden feragat edilmesini önleyecek önlemlerin alınması,
b. Değer mühendisliği (value engineering) çalışmalarında, tasarımdan teslime kadarki süreçte, nakliye gibi dolaylı konular da dâhil sera gazı salımına öncelik verilerek maliyetlerin değerlendirilmesi,
c. Tasarım, imalat ve montaj safhalarında alınması gereken ve yukarıda değinilen önlemlerin istenmesi ve takip edilmesi,
gerekli olmaktadır.
 
Yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alınarak Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’nın (SKDM) çelik yapı sektörüne etkileri değerlendirildiğinde;
 
1) Maliyetlerin doğru hesaplanması açısından, ilgili bakanlıkların üzerinde yoğun çalışmalar yaptıkları SDKM konusuna bir an önce açıklık getirilmesine belirsizliklerin ortadan kaldırılmasına ihtiyaç vardır.
2) Dünyanın her yerinde yapılar yapan ülkemiz için, nakliyeden kaynaklanan CO2 salımı dolaylı olarak uzak mesafelerde çelik yapı yapımını etkileyebilecektir. Bu da Türk çelik konstrüksiyon imalatçılarını yurt dışında / hedef ülkede imalat yapmaya zorlayabilir. Bu konuda da alınabilecek önlemler üzerinde çalışma yapılmalıdır.
 
Çelik üreticisi üyelerimizin tamamı, çelik yapı imalatçısı / fabrikatörü ve yüklenicisi üyelerimizden bir kısmı karbondioksit ayak izi belgesine sahip olup raporlamasına başlamışlardır.
 
SONUÇ VE ÖNERİLER
1-CASP serisi konferanslar da göstermektedir ki en çok çelik sektörünü ilgilendiren Korozyon konusu, özellikle ülkemizde yeterince bilinmeyen ve önemsenmeyen bir bilim dalıdır. CASP konferansları, sektörümüzü doğrudan ilgilendiren ve bu alanda bilimsel çalışmaların sektör adına teşvik edilmesi ve bilincin artması yönünde fayda sağlayacaktır.

2.Çelik yapı ihracatı çeliğin daha yüksek katma değerle ihracatına olanak sağlamaktadır ve TUCSA, çelik yapı ihracatının artırılması yönünde tanıtım faaliyetlerini sürdürecektir. Bu çabalar için çelik köprü ihracatı esas çıkış noktası olacaktır.

3.Sektörümüz için zor geçeceği değerlendirilen 2023 yılı için yapılması gereken; karalar bağlamak değil dayanışma içinde gerçekçi çıkış yolları aramaktır. Enerji maliyetlerindeki artış ve taleplerdeki düşüş nedeniyle Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de çelik üretiminde kısıtlamalara gidileceği değerlendirilmektedir. Çelik yapılar konusunda, ABD ve Çin dâhil birçok alanda yeni arayışların tam zamanıdır.

4.Sera gazı salımını azaltma çalışmaları paralelinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından;
 
a. Türk Yapısal Çelik Derneğinin 9 Ekim 2019 tarihli tebliğ ile üyesi olduğu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğüne bağlı Metal Sanayi Teknik Komitesi (Metal-Tek) tarafından demir çelik sektöründe sera gazı salımının azaltılmasına ilişkin çalışmalarda, yukarıda Madde 1 kapsamında belirtildiği gibi çelik kullanımına ilişkin hususların göz önünde bulundurulması,
b. Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanmış olan Yeşil Mutabakat Eylem Planı doğrultusunda TÜBİTAK tarafından yürütülen “Teknolojik Dönüşüm-Gelişim İhtisas Çalışma Grubu” çalışmalarında çeliğin kullanımından kaynaklanan sera gazı salımının azaltılması konusunun göz önünde bulundurulması, buna paralel olarak dijitalleşme projelerinin desteklenmesi,
 
5.Sera gazı salımını azaltma çalışmaları paralelinde Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından;
 
a. “Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelik”in ISO 20887 (Sustainability in buildings and civil engineering works - Design for disassembly and adaptability - Principles, requirements and guidance) standardı ile yukarıda belirtilen Modül C ve Modül D göz önüne alınarak “Binaların Yıkılması ve Sökümü Hakkında Yönetmelik” şeklinde geliştirilmesi ve genişletilmesi,
b. AB İnşaat Malzemeleri Tüzüğü (CPR) değişiklik önerisinin ilgili taraflarla paylaşılması ve erken görüş oluşturulması,
c. Özellik Arz Eden Binaların Tasarım Gözetimi ve Kontrolü Hizmetlerine Dair Yönetmelik gibi bir yönetmelik yayımlayarak yüklenicilerin sera gazı salımını azaltıcı önlemler konusunda sorumluluklarının belirlenmesi,

6. Sera gazı salımını azaltma çalışmaları paralelinde TSE tarafından;
 
a. ISO 20887 (Sustainability in buildings and civil engineering works - Design for disassembly and adaptability - Principles, requirements and guidance) standardı TS haline getirilmesi ve Türkçeye çevrilmesi,
b. prEN 17662:2021 (Execution of steel structures and aluminium structures - Environmental Product Declarations - Product category rules complementary to EN 15804 for Steel, Iron and Aluminium structural products for use in construction works) standardı onaylanarak yürürlüğe girmesinin çabuklaştırılması,
c. CEN/TC135/WG2 tarafından üzerinde çalışılan ve bu aralarda nihai taslak haline gelmesi ve 2024’de yayımlanması beklenen Teknik Spesifikasyon ile ilgili çalışmaların mümkünse ilgili taraflarla paylaşılması, tekrar kullanılacak çelik yapı elemanlarının hangi koşullarda yeniden kullanılabileceğine dair kriterlerin ilgili kurumlarla koordineli olarak geliştirilmesinin,
 
uygun ve yararlı olacağı değerlendirilmektedir.

© 2014 - Türk Yapısal Çelik Derneği