TR|EN
Güncel
E-Bülten Aboneliği
Casp 2022
EUROCORR
Tevfik Seno Arda Lisesi
Yayınlar > Çelik Yapı Sohbetleri

10.08.2010

Tatsuya YAMAMOTO: “Büyük açıklıklarda, yüksek yapılarda çelikten başka bir seçeneğiniz yok.”


Tatsuya Yamamoto 16 yıldır Türkiye'de yaşayan Japon bir Mimar. Hayatı boyunca üç kez şiddetli depremi yaşamış hatta birinde göcük altından çıkmış. Gerek yaşadığı coğrafyalar gereği, gerekse mesleği dolayısıyla deprem ve depreme dayanıklı yapılar konusunda uzmanlaşmış. Biz de onunla Japonya'da çok rağbet gören çelik yapıları Türkiye-Japonya kıyaslamalı olarak yapı sektörünü ve beklenen İstanbul depremini konuşalım istedik.
17 Ağustos etkinliklerinde katıldığınız bir toplantıda İstanbul'dan önce Türkiye'nin değişik illerinde de şiddetli depremler olacağını söylediniz, biraz bu konuyu açar mısınız? Siz bir mimarsınız, hangi kaynaklara dayanarak bunu söylüyorsunuz.
Aslında şu anda Türkiye'de İstanbul'dan daha tehlikeli yerler var. Onlar tesbit edildi. Nasıl ki, Kocaeli'nde deprem öncesinde biliniyordu, buralarda biliniyor. Dünyada beş tane büyük deprem merkezi var, buralarda araştırmalar yapılıyor ve bir tablo oluşturuluyor. Bir bilboard gibi o yıl şiddetli deprem beklenen dünyadaki şehirler yazılıyor ve bu bölgelerde deprem olduğunda hangi ülkenin ne gibi yardımlar yapacağı planlanıyor. Amerika grubu buraya gidecek, bu kadar da kan getirecek,.. gibi planlamalar yapılıyor.
Bu programlar depremden önce yapılıyor. Şu anda İstanbul bu bilboarda girmiş durumda değil ama Türkiye'nin büyük şehirlerinden biri şu anda bu bilboarda girmiş durumda ve çalışmalar var. İstanbul'dan önce herhalde maalesef çeşitli yerlerde afet yaşayacağız. Onun arkasından İstanbul gelecek gibi gözüküyor. Dışardan gelen kaynak bu…

Deprem sizin kaderiniz gibi, yaşadığınız her yer deprem ülkesi, Deprem gerçeğiyle yaşamak nasıl bir şey bize en iyi siz anlatabilirsiniz.
Zor koşullarda yaşamak insana bir bilinç kazandırıyor. Mesela bir savaş durumunda herkes bir toplum olarak birleşiyor.Deprem de bunlar gibi zor anlardan birisi.

Japonya da her beş yılda bir aşağı yukarı şiddetli bir deprem oluyor. Onun için ne yapmak gerektiğini herkes öğrendi., herkes bilinçli. Türkiye'de 30-40 yılda bir şiddetli deprem oluyor. Ama bilinç haline getirmek lazım. Aslında deprem bizler için bir derstir. Bu depremlerin zor olduğunu biliyoruz. İstanbul'da şimdi herkes korkuyor. Piyasa mimarı gibi söyleyeyim müteahhit diyor ki, bir tane daha demir koyarsanız ne olur? Belki o demiri koyarsanız bina daha güçlüdür. Çünkü daha orantılıdır. Bir tarafı tutup diğer tarafı yumuşak yaparsanız bina kırılır. Ama aynı şekilde her tarafı yumuşaksa dansöz gibi hareket eder depremde. Ama sonra kırılmadan durur. Türkiye'de de yavaş yavaş insanlar bilinçleniyor.
Müşteriyi iyi şekilde eğitmek lazım. Halkı eğiteceksiniz. Mimarların Mühendislerin halkı eğitmesi lazım. Bilinçli toplumda çalışmak elbet daha kolay çünkü bilinç olunca şöyle şöyle kanun var istediklerinizi yapamam deyince bilinç olunca karşısındaki adam da ısrar etmez.Ama yoksa abi 1,5 çizelim de 2 konsol yapalım der. Demek ki önce bilinç gerek.Ama bilinç ortamında çalışmak da zordur çünkü sistem dışındaki işi yapmak imkansızdır. Şimdi Türkiye bunların tam ortasında. Bu fırsatı iyi değerlendirmek lazım. Dünyadaki gelişmeleri takip edip en iyi sistemi oluşturma şansı var.
Japonya bakar Amerika'nın kurallarına iyi ise aynısını yapar, Fransızların kurallarına bakar iyi ise alır.. Daha iyi bilgiler varsa alır. Sistem kişiye dayanmaz evrensel ölçütlerde olmalı şu anda Türkiye'de her şey kişisel ölçütlere dayanıyor. İnsanların dışında bir sistem oturtmak gerekiyor Türkiye'de

Japonya'da eğitim görmüş Yüksek Mimarsınız, aynı zamanda Türkiye'de değişik üniversitelerde dersler verdiğinizi biliyoruz, oradan başlayalım o zaman karşılaştırmaya Japonya'daki mimarlık eğitimi ile buradaki arasında ne farklılık var?
Siz de Mimarlık Fakültesinden mezun olan diploma alan herkes mimar olur. Ben Türkiye'de üniversitede hocalık yaptım, Japonya'da Fransa'da diploma verir ama mimar olarak imza hakkı vermez, Türkiye'de mezun olan diplomayı alan herkes mimar.
İhaleye giriyoruz, okulda zar zor geçirdiğiniz kişi ile aynı masada ihaledesiniz. Japonya'da üniversiteden mezun olduğunuzda okumuş bir teknik ressam olursunuz. Mezun olduktan sonra devletin hazırladığı birinci kademe sınavına girersiniz, o sınavı kazandığınız zaman ancak kik katlı binaya kadar projeye imza atma hakkı kazanırsınız. Onun ardından iki yıl staj zorunluluğu var. Yani oturmuş bir mimarın yanında iki yıl çalışacaksın ikinci sınava gireceksiniz. Bu iki günlük bir sınav teorik ve uygulama olarak. Bir konu veriliyor bir gün içinde bütün projeyi bitirip veriyorsun. Bu iki aşamalı sınavı da verirseniz bir mimar olarak imza atma hakkını kazanıyorsunuz.
Şu anda benimle aynı yıl okuldan mezun olan 10 kişiden mimar olarak imza hakkı olan üç kişiyiz. Japonya'da mimarlık fakültesinde okuyanların yaklaşık yüzde 15'i mimar oluyor. Ondan dolayı bizim okul yüzde 30 gibi büyük oranda mimar çıkartır diye ilanlar verilir. Kalan yüzde 70 arkadaş bizim gibi mimarların yanında teknik ressam olarak çalışıyor. Her yıl sınava tekrar giriyor.
Bu sistem iyimidir, kötü müdür tartışılır. Ben 26 yaşında mimar oldum. İlk projeyi işi için gittiğimde karşımdaki 60 yaşındaki adam beni ayakta karşıladı, çünkü ikimizde mimardık artık. Burada ben Türkiye'de mimarım diye gidiyorum müşteri buraya oturan diyor, ondan sonra fiyat teklifi veriyoruz, bana diyor ki öbür mimar senin yarı fiyatından projeyi çizer. Fiyatınızı indirir misiniz? Ben indirmiyorum ama fiyatı kıran mimarı bulabiliyor o insan.
Burada herkes mimar. Burada yeni mezun olan kişiyle dev bir projede yan yana gelmek bana biraz tuhaf geliyor. Belki de herkese fırsat vermek gerekiyor, Okulda her şeyi öğrenmiştir, aynı masaya oturursun sen de sporcu gibi yarışırsın ama bu tarzların hangisi iyi hangisi kötü düşünmek gerek.

Türkiye'deki mimarlık eğitiminin kalitesini nasıl buluyorsunuz? Biraz da bizim konumuz olan çelik yapıları düşünerek değerlendirme yaparsanız neler söyleyebilirsiniz?
Japonya'da mimarlar statik dersi alır ve bayağı da kapsamlıdır, zemin dersleri alır, sismik dizayn dersleri alır. Mühendislerle ortaklaşa okudukları pek çok ders vardır. Toplam 9 yıl Türkiye'de üniversitelerde çalıştım, çelik yapıları beton gibi hesaplıyorlar.
Çelikle yapılacaklar var, betonla yapılacaklar var. Mimarın bunları ayırması lazım. Fonksiyona göre düşünmek lazım. Büyük açıklıkta yüksek binada çelikten başka seçenek yok.

Japonya'da yapı malzemesi olarak çeliğin tercih edilme nedeni sadece deprem mi?
Japonya'nın her yeri deprem bölgesi, depremden kaçış yok. Yer çok kıymetli yüksek yapı yapmak zorundasınız, yüksek yapıda da çelik çok iyi bir malzeme. Beton zaten orada çok pahalı.Beş kata kadar olan binalarda beton belki tercih edilebiliyor ama yüksek binaların hepsi çelik.
Çelik çekmeye karşı güçlü beton zayıf. Kobe depreminde de gördük, çelik bina çok dayanıklı. Ayrıca daha büyük alanlar sağlıyor bize dayanıklı yüksek binalar yapabiliyoruz. İnşaatın süresi de önemli, çelik binayı daha çabuk bitirebilirsiniz.

Yine depremle birlikte düşünürsek, Japonya gibi sık sık şiddetli deprem yaşanan ülkede insanlar içinde yaşadıkları binalardan korkmadan yaşayabiliyorlar mı? Japonya depreme dayanıklı yapı sorunu nu çözdü diyebilir misiniz?
Dedim ya, Japonya'da depremden kaçacak yer yok mecbursunuz zaten dayanıklı yapı yapmaya. Bunun için sürekli olarak araştırmalar yapılıyor..
Bugün mal sahibi gelir Japonya'da bana öyle bir bina yap ki depremde mutfağımdaki fincan bile kırılmasın der, Japonya'da biz bu standardı sağladık, emniyet payları ona göre koyuluyor. Ama dediğim gibi sürekli araştırmalar yapıyoruz hala.
Yeni yeni keşfedilen şeyler var mesela alttan vurma. Fay hattına yakın yerlerde veya fay hattı üzerinde yatay yüklerin yanı sıra alttan vurma diye bir şey var son dönemlerde dünya üzerinde tartışılan. Bu konu da sanırım yakında kanunlara girecek Bu konunun Türkiye'de de düşünülmesi gerekir. Amerika'nın deprem bölgelerinde ve Japonya'da binalar çelik olduğu için bu alttan vurmaya karşı da dayanım gösterebilir ama Türkiye'de ne olur bilinmez?

17 Ağustos Depremi sonrası hazırlanan yasal önlemlerde Türkiye Japonya'daki kanunları örnek aldı? Nasıl buluyorsunuz yeni çıkan yasal önlemleri?
Yüzde 90 Japonya'dan esinlenerek yapıldı bu kanunlar. Evet, yeterli de aslında, buna göre yapılan binalarda sorun beklenmemesi lazım. Eski kanuna göre yapılan binalarda İstanbul'da yüzde 70 binada sorun var. Buna göre yüzde 3 ölüm beklenir, hatta bu kanunlardan bile kötü yapılan binalar var. Yeni kanuna uyulursa hasar oranı düşer.
Betonarme binaların ömrü 30 yıl, 30 yıl sonra emniyet sınırı düşer ve risk başlar, Eğer binaları yeni kanuna göre yenilersek sorun azalır.

Binaların takviye edilmesine ne diyorsunuz?
Yeniden yapmak daha anlamlı. Ama Türkiye'deki kanunlarda binayı yıkınca yenisini yapmak için izin almak çok zor.

Yine çelik yapılara dönersek, Kobe depreminde çelik yapıların istenen performansı göstermediği söylenir. Hatta Northridge depreminden sonra da aynı sözler duyuldu. Bu doğru mu?
98 kanununa göre değildi yapılan hesaplamalar. Bazı problemler yaşandı ama sürekli olarak yapı dünyasında araştırmalar var. Bu araştırma sonuçlarına göre de yasalar değiştiriliyor.

Neler değişti Kobe depreminden sonra çelik yapı teknolojisinde?
Çıta çok yükseldi. Şiddet 8 civarında olsa bile bozulmayacak binalar istendi eskiden şiddet 7.2 idi. O zamanki hedef oydu. Kolonlarda kirişlerde ebatlar büyüdü. İşçilik şartları değişti, yerden yapılmış kaynağa güvenilmedi.
Kaynağın ne kadar tuttuğu kontrol edilemediği için onlar değiştirildi, blon kullanımı arttı.

Türkiye'de çelik yapılarla ilgili önyargılar vardır: yangın dayanımının az olduğu düşünülür korozyon konusu gündeme getirilir, hatta çelik binaya yıldırım düşmez mi? Gibi garip sorularla bile karşılaşılır? Japonya'da da bu sorular sorulur mu?
Bunlara karşı sürekli teknoloji geliştiriliyor ve böyle düşünmüyorlar elbette. Ama tüm yapı malzemeleri için bu araştırmaları yapıyoruz sürekli.
Beton binalar çelikten daha az dayanıklı yangına karşı. Isı karşısında beton da bomba gibi patlıyor. Bu sorunların hepsini engelleyecek malzemeler var artık. Şimdi sadece bu malzemeleri daha ucuzlatabilmek için araştırmalar yapılıyor.

Depremle ilgili konuşmalarınızda hep Japonya, Amerika ve Türkiye'yi sayıyorsunuz. Dünya üzerinde bu üç ülke midir depremde öne çıkan?
Depremde ölen kişi sayısı olarak baktığımızda Türkiye birinci sıradadır aslında Yelpaze olarak kimsenin ülkesinde bu kadar ölüm olmadı, bu kadar zarar ortaya çıkmadı. Umarız yeni çıkan kanunlarla böyle olmaz, uyulursa olmaması lazım.
Japonya'da Depremden sorumlu birim kimdir?Türkiye'de hep tartışılır, kimse de pek üstlenmez. Bakan mıdır? Afet İşleri Genel Müdürü müdür?
Hepsidir. Kobe depreminde planlamalara göre ikinci gün şehre su verilmesi gerekiyordu ama üçüncü gün verilebildi diye Afet İşlerinden Sorumlu olan kişi intihar etmişti. Şimdi Türkiye'de afet planlamalarda da sorun var. Japonya'da biz afet de kaybettiklerimizi anma günü olarak 1 Eylül'ü belirledik. Okullar bile buna göre açılır ve mutlaka bu gün hep birlikte kutlanır.
Tüm okullar, tüm şirketler o gün iş yapmaz. Afetle ilgili seminerler yapılır.Sıkılmasın çocuklar diye ona göre programlar hazırlanır, her yıl başka mevsimde olduğu düşünülerek depremin hazırlıklar yapılar. Kışın olursa neler yapılabilir? Yağmur yağdığında olursa öncelik sıralamaları nasıl olur? Gece geç saatlerde olduğunda nasıl olacak diye tatbikatlar yapılır. Her yıl başka şekilde anlatılır ve yenilenir.
Sanki deprem olmuş gibi tatbikat yapılır.Siz deprem anında neler yapacağınızı bilirsiniz. Her şey kontrol edilir. Böyle böyle olunca halk bilinçlenir, halk bilinçlenince mimarlar inşaat mühendisleri ne demek istiyor anlıyorlar. O zaman saygı gösterip dinliyor ve sadece kar amacıyla düşünmeyip bilimsel yolda ilerliyor.


YORUMLAR
SİZ DE YORUM YAZIN
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Siz de yorumunuzu ekleyerek sitemizin içeriğinin zenginleşmesine katkıda bulunabilirsiniz.
© 2014 - Türk Yapısal Çelik Derneği