TR|EN
Güncel
E-Bülten Aboneliği
CMP 2022
Tevfik Seno Arda Lisesi

ATATÜRK’Ü EYLEME DÖNÜŞTÜRME ZAMANI

Türk Yapısal Çelik Derneği (TUCSA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Avrupa Yapısal Çelik Birliği (ECCS) Başkanı H. Yener Gür’eş, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sonsuzluğa uğurlanışının 84. yıl dönümüne dair bir mesaj yayımladı.
10.11.2022
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk için söylenecek çok şey var ama bugün kısaca O’nun eski terimle kuvveden fiile, güncel ifadesiyle düşünceden eyleme dönüştürülmesi gerektiği konusuna değineceğiz.

10 Kasım;
• Türk milletini, çökmekte olan Osmanlının enkazı altında kalmaktan kurtaran,
• Çanakkale’de destanlar yazan,
• İstanbul’un İtilaf güçleri tarafından 16 Mart 1920’de işgal edilip İstanbul hükümetinin ilga edilmesinden 38 gün sonra Türkiye Büyük Millet Meclisini kuran,
• Lozan Antlaşması öncesinde 9 ay sürecek Lozan Barış Konferansına İstanbul ve Ankara hükümet temsilcilerinin 28 Ekim 1922’de davet edilmesi üzerine, 1 Kasım 1922’de TBMM’den Saltanatın Kaldırılması kararını çıkararak ve İstanbul Hükümetinin mülga olduğunu belirterek, tek muhatap olarak, Konferansa sadece Ankara hükümetinin katılmasını sağlayan,
• 3 yıl 4 ay süren Kurtuluş savaşımızı tüm olanaksızlıklara rağmen zaferle sonuçlandıran,
• Ülkesine önce Türkiye Cumhuriyeti’ni kazandıran,
• Sonra da muasır medeniyetler seviyesine yükselmesi için; Siyasal devrimleri, eğitim, kültür ve sanat alanındaki devrimleri, sanayi, tarım, ormancılık gibi hususları da kapsayan ekonomik devrimleri, hukuk alanında ve toplumsal devrimleri gerçekleştiren,
• Yalnız kendi ulusuna değil, tüm mazlum uluslara yol göstermiş olan,

Özetle 57 yıl süren kısa ömründe bir çağı değiştiren Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anma günü.

Bugün kâh yaptıklarıyla ve yaşadıklarıyla Atamızı anacağız, kâh onun aydınlattığı yolda nasıl ilerleyeceğimize ilişkin görüşleri paylaşacağız. Bazen onun da insan olduğuna, sevdiğine, yemek yediğine sigara içtiğine dair yazılar okuyoruz. Doğrudur. Bunların bir kısmı şüphe yok ki iyi niyetle yazılmış yazılar, ama bir kısmı da bizleri asıl ilgilendiren onun örnek alınacak icraatlarını, yol gösteren prensiplerini gölgede bırakmak amacına yönelik olabilir ki dikkatli olmak gerekir. Einstein’ı nasıl E=mc2 ile anıyorsak, Atatürk’ü de gelecek yüzyıllara örnek olacak sözleriyle ve icraatlarıyla anacağız. O yüzden biz onun ölümünden hiç bahsetmeyeceğiz, biz bugün ölümsüz Mustafa Kemal’den bahsedeceğiz, Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Şubat 1955’de yayımlanmış bir yazısında yer alan şu sözlerde olduğu gibi:
 
“İki Mustafa Kemal var. Ben Mustafa Kemal, biz Mustafa Kemal.

Ben Mustafa Kemal şu karşınızdaki geçici adam. Onu, yarın, üç sene sonra, beş sene sonra, öldüğü vakit götürüp toprağa ve nisyana (unutmaya) terk edeceksiniz.

Bir de ikinci Mustafa Kemal var, O ben değilim sizsiniz, O ölmez. O, mekteplerde arkamızdan dalga dalga gelen yeni nesillere ders veren hocalar zümresi, Ordumuzu yetiştiren zabitler zümresi, ellerinde kalemlerle gazetelerde, mecmualarda, kitaplarda, memleket ihtiyaçlarını anlatan, memleket davalarını müdafaa eden muharrirler, memurlarımız, bütün ilim, irfan, sanat zümreleri, bu ikinci Mustafa Kemal, elimdeki bayrağı benden sonra yere düşürmeyecek, onu nesilden nesile emanet ederek daima elinde tutacak ve istikbale götürecek.

Bu Mustafa Kemal’den ancak “biz Mustafa Kemal” diye bahsedebilirim. Müşterek eserin bekasında bu münevver zümreye güveniyorum. Daha iyi söyleyeyim, mutlak kanaatim var. Aynı yolda yürüyen, mücadele eden, boğuşan ve daima ilerleyen bu fikir ve iman kudreti, bu ikinci Mustafa Kemal, muhakkak muvaffak olacak ve yeni eser memleket topraklarında her gün daha sağlam olarak yeşerecektir.”
 
Osmanlı döneminde; Makedonya, Şam, Trablusgarp gibi çeşitli cephelerde görev almış olan Atatürk birçok cephede savaşmışsa da / Türkiye’nin geleceği açısından en önemli zaferi ve öngörüsü Çanakkale Savaşları olmuştur o dönemde. İtilaf Devletlerinin İstanbul’a ulaşmak amacıyla Çanakkale Boğazını denizden geçmek üzere 19 Şubat 1915’te hazırlıklarına başladığı, 18 Mart 1915’te denizde başlayan harekât, orada büyük kayıplar verince 25 Nisan 1915 başlayan amfibi harekât ile 9 Ocak 1916’ya kadar karada göğüs göğse devam etti. 200.000 kadar şehit verilen Çanakkale Savaşları zaferle sonuçlandı.

Bu savaş ile ilgili olarak iki hususun altını çizmek istiyorum: Birincisi, bu savaşın bugün dahi yeterince anlaşılamayan nihai hedefinin İstanbul ve Boğazlar olduğunu Atatürk anlamış ve sadece toprak kaybetmemek için değil, ardından İstanbul’un düşmemesi için 57. Alay'a “Ben size ölmeyi emrediyorum” deme basiretini göstermiştir. Bununla ilgili olduğu için 13 Kasım 1918 tarihine, Mustafa Kemal’in Adana’dan İstanbul’a Haydarpaşa Garı’na gelişine döneceğim.

Atatürk orada, Çanakkale’den geçemeyen ancak Mondros Mütarekesi uyarınca Osmanlı hükümetinin de rızasıyla, Marmara’nın mavi sularından salına salına İstanbul’a gelen 61 parçalık (22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan, 4 Yunan gemisi ve 6 denizaltı) İşgal donanmasını görünce göz yaşlarını tutamamıştır. O bu esnada, Çanakkale’de ölmeyi emrettiği 57. Alay’ın son ferdine kadar şehit oluşunu ve Gelibolu yarımadasında yatan yüzlerce askeri düşünmektedir. Haydarpaşa’dan Karaköy’e geçmek için bindiği Kartal İstimbotu’nda (romorköründe) yaveri Cevad Abbas Gürer’e söylediği “Geldikleri gibi giderler” sözleri tarihe geçecek ve beş yıl sonra 2 Ekim 1923’de gerçekleşecektir.

Çanakkale Savaşlarına ilişkin olduğu için bu anıyı paylaştım. Aslında Çanakkale savaşlarından alınacak diğer bir ders de Trikopis gibi savaşan hasımlarının dahi savaş sonrasında kendisine duyduğu saygı ve sadakattir.

Savaşın dostluğa ve saygıya dönüşmesinin en belirgin örneklerinden biri de Avusturya ve Yeni Zelandalılardır. Savaş sona erdiğinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ANZAK (Australian and New Zealand Army Corps) Kolordusu’nun savaşta canlarını kaybeden askerleri için insanca söylenmiş şu dahiyane sözleri; savaşan iki ülke arasında ömür boyu derin bir dostluk kurulmasına vesile olmuştur.
 
"Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."
 
Onun kendi sözleriyle “Savaş, bir ülkenin savunması için başvurulabilecek son çare” idi.

Bağımsızlık Mücadelesi ve Atatürk Devrimleri
Tarih Profesörü Halil İbrahim İnancık (7 Eylül 1916-25 Temmuz 2016) Atatürk Devrimlerini üç aşamada ele alıyor:

Birinci aşama, Mustafa Kemal'in millî direnci örgütleme, TBMM'yi açma ve Sakarya zaferiyle sonuçlanan aşamadır.
Mustafa Kemal bağımsızlık savaşının en bunalımlı günlerinde, düşmanı Sakarya üzerinde durdurup geri püskürttüğü zaman (23 Ağustos-3 Eylül 1921) TBMM ona, Gâzi unvanı ile Müşirlik (mareşallik) rütbesi tevcih eder. Kendisine bundan sonra, ölümüne kadar Gâzi Paşa diye hitap edilir.
Sakarya'dan sonra Mustafa Kemal'in vatan kurtarıcı önderliğine kimse karşı gelememiş, bütün dünya, Anadolu'da yeni bir Türk devletinin yükseldiğini kabul etmeye başlamıştır.
 
İkinci aşama, Sakarya'dan Lozan Antlaşması'nın imzalanmasına kadar süren aşamadır.
Bu dönem, Mustafa Kemal idaresinde; Yunan ordusuna karşı saldırı hazırlıklarının yapıldığı (4 Şubat-6 Ağustos 1922), Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nin kazanıldığı (26-30 Ağustos), İzmir'in Yunan işgalinden kurtarıldığı (9 Eylül) dönemdir.
 
Üçüncü aşama, Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından (24 Temmuz 1923), Cumhuriyet'in ilanı (29 Ekim 1923) ve Hilafet'in kaldırılmasına (3 Mart 1924) kadar geçen aşamadır.

Bu aşamada yeni Türk devleti, tüm dünyaca resmen kesin olarak tanınmıştır.

Öte yandan Mustafa Kemal devrimi (Anadolu devrimi), yalnız Müslümanlar için değil, Hindu aydınları için de bir ilham kaynağı olmuştur. Sâdık'a göre, “Türk devriminin kolonileşme (kolonyalizm) karşıtı hareketi kadar, dinî taassuba karşı tutumu da Hint özgürlük hareketine, özellikle Hint aydınlarının milli, seküler ve ilerici fikirlerine ilham kaynağı olmuştur”.

Mustafa Kemal'in önderliği altında Anadolu'da millî ve seküler bir cumhuriyetin ortaya çıkması, bütün İslam dünyasını temellerinden sarsan gelişmelerin başlangıcıdır. İtilaf devletlerine yenik düşen milletler arasında, galiplerin dikte ettiği ağır barış koşullarını reddeden ve eşit koşullarla onları yeni bir barış imzalamaya zorlayan ilk millet Türklerdir. Bu başarı, Almanya'da derin yankı uyandırmış ve kuşkusuz II. Dünya Savaşı'na götüren yeni gelişmelere yol açmıştır.

Bu gelişmelere paralel olarak, Atatürk’ten esinlenenler arasında, Mahatma Gandi, Muhammed Ali Cinnah, Habib bin Ali Burgiba, Che Guavera, Fidel Castro gibi emperyalizme karşı savaşarak devlet kuran liderleri de anmakta yarar olacaktır.

Atatürk Bağımsızlık Mücadelesini Başlatıyor
Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığındaki genel durum ve görünüm için şöyle diyordu:
 
“Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, Dünya Savaşında yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın uzun seneleri içinde, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Dünya Savaşına sürükleyenler, kendi hayatlarının kaygısına düşerek, memleketten kaçmışlar. Padişah ve halife olan Vahdettin soysuzca, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki kabine; âciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız padişahın iradesi altında ve onunla beraber şahıslarını esirgeyebilecek herhangi bir duruma razı.
Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...
İtilâf Devletleri, ateşkes hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili, Fransızlar; Urfa, Maraş, Gaziantep, İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da, İtalyan birlikleri; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta, yabancıların subay ve görevlileri ve özel adamları faaliyette. En sonunda, konuşmaya başlangıç noktası yaptığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletleri’nin oluru ile Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.”

Bu genel durumda Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, Türk milleti için Esaretten Hürriyete Geçişin başlangıcı, egemen bir ulus olma yolunda Anadolu Devrimini başlatan ilk kıvılcım oldu.

Onun öngörüsünü yansıtması nedeniyle şu anıyı da paylaşmak istiyorum:
Erzurum’da 7/8 Ağustos 1919 sabaha karşı Süreyya Yiğit ve Mazhar Müfid Kansu ile konuşması sırasında Mustafa Kemal, Mazhar Müfid Kansu’ya hatıra defterine “Yaz” der:
 
1. Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır.
2. Padişah ve Hanedan hakkında zamanı gelince gereken muamele yapılacaktır.
3. Tesettür kalkacaktır.
4. Fes kalkacak, medenî milletler gibi şapka giyilecektir.
Bu anda Mazhar Müfid:
“Darılma ama Paşam, sizin de hayalperest taraflarınız var” der.
Bunun üzerine Mustafa Kemal gülerek: “Bunu zaman tayin eder. Sen yaz.” der.
5. Latin harfleri kabul edilecektir.
Bu defa Mazhar Fuat: “Paşam kâfi kâfi..” der. “Cumhuriyetin ilanına muvaffak olalım da üst tarafı yeter” diyerek defteri kapatır.

Kurtuluş Savaşı’ndan önce, eski Bitlis Valisi olan Mazhar Müfid dahi “Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır.” İfadesini hayalperestlik olarak yorumlamıştı. Aslında o sözün kökleri O’nun Harbiye’deki öğrencilik yıllarına dayanmaktadır. Ancak başlangıçta, en yakınındakilerin dahi inanamadığı bu mefkureyi etrafındakilere anlatmak çok zordu.

Nazım Hikmet Büyük Taarruzu ve ardından 9 gün sürecek harekâtı şöyle anlatıyor.
«Dağlarda tek
              tek
                     ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
                                       güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: "Üç" dediler,
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı. »

«Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
                                         bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
                                         bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
                                         bu dâvet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
                                         bu hasret bizim...»1

Bütün bu mücadelelerin ardından, Cumhuriyet gerçekleşmişti, hem de Mustafa Kemal’in beş yakın mücadele arkadaşından Ali Fuat Paşa’ya, Rauf Bey’e, Refet Paşa’ya ve daha nicelerine rağmen.

Bağımsızlık mücadelelerini, savaşlarını ve Atatürk’ü ayrı ayrı ele almak mümkün değil. Bugün sözü edilenler, yalnızca olanların nakli değil, her birinden kıssadan hisse misali ders alacağımız olgular. Çünkü eğer bugüne kadar o kıssalardan derslerimizi yeterince almış olsaydık, bugün muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış olurduk.

Lord Kinross’un Atatürk hakkındaki şu sözleri de önemlidir:
“Aslında yaptığı iş, bütün siyasi yankılarına rağmen, bir askerin - planlama, örgütleme, ani karar verme ve harekete geçme konularında ustalaşmış bir adamın - işiydi. Şimdi yapacağı iş için daha fazla bir şeyler gerekiyordu: Bir devrimcinin, bir peygamberin, bir devlet adamının nitelikleri. Yurdunu kurtardıktan sonraki amacı, yeni bir yurt yaratmak olacaktı. Türk toplumunu kökünden değiştirmek istiyordu, şeriata dayanan Ortaçağ yapısı bir toplum sistemini süpürüp atarak, yerine Batı uygarlığına dayanan yeni, çağdaş bir düzen getirmek.”

Genç yaşlarından itibaren cepheden cepheye koşan, bağımsızlık mücadelesini örgütleyen, 39 Yaşında TBMM’ni kuran, 42 yaşında Cumhuriyetin ilan edilmesini sağlayan, Osmanlı mirası saltanatı ve ardından da hilafeti kaldıran Atatürk, bütün bunların yanında milleti şu sözlerle uyarmıştı:
 
"Biz büyük bir inkılâp yaptık, memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lazımdır."

Atatürk’ün sözleri dogma değil rehberdir. Atatürk düşüncelerini bizlere doktrin gibi zerk etmiyor, düşünüp değerlendirip idrak edebilmemiz için derk ediyor. Böylece, gerekli olan onu taklit etmek değil, ya da mavi gözlerine takılıp kalmak, sözlerini ezberlemek değil, ilim ve fennin ışığında araştırmak, sorgulamak, onun işaret ettiği yönde kendi yolumuzu bulmak ve o düşünceleri hayata geçirmek, eyleme dönüştürmektir.

Atatürk’ü eyleme dönüştürmek için asl’olan Atatürk’ü öğrenmek değil, idrak etmektir, hayır bu yetmez: Asl’olan Atatürk olmaktır.

İşte bu nedenle bugün, O’nu yalnızca anmanın yeterli olmadığı, Atatürk’ü eyleme dönüştürmemiz gerektiği bilinci ve inancıyla ölümsüz Mustafa Kemal Atatürk’ü özlemle, minnetle ve saygıyla anıyoruz.

-----------------------------------------
1-Nazım Hikmet, Kuvâyi Milliye, Sekizinci Bap Syf.82-83 ve 90

YORUMLAR
SİZ DE YORUM YAZIN
Henüz yorum eklenmemiştir.
Siz de yorumunuzu ekleyerek sitemizin içeriğinin zenginleşmesine katkıda bulunabilirsiniz.
© 2014 - Türk Yapısal Çelik Derneği