TR|EN
Güncel
E-Bülten Aboneliği
Casp 2022
EUROCORR
Tevfik Seno Arda Lisesi

İZMİR TARİHİNDEKİ EN BÜYÜK DEPREMLERDEN BİRİNİ YAŞADI

İzmir’de 30 Ekim 2020’de meydana gelen 6.9 büyüklüğündeki deprem, şehrin tarihindeki bilinen en büyük üçüncü deprem olarak kayıtlara geçti. İzmir ve civarında yaşayan tüm halkımıza geçmiş olsun, depremde canlarını kaybedenlere Allah rahmet eylesin. Deprem de yağmur gibi, rüzgâr gibi bir doğa olayı ve bunu engelleyemezsiniz, ama depremde yapıların yıkılmasını aklıselimle ve bilimsel yöntemlerle engelleyebilirsiniz. Hedef: Depremde can kaybını sıfıra indirecek yapıların yapılması olmalıdır.
31.10.2020

İzmir’de 30 Ekim 2020 saat 14:51 civarında meydana gelen ve merkez üssü Seferihisar açıkları olarak belirlenen 6.9 büyüklüğündeki deprem, MTA’nın İzmir Yakın Çevresinin Diri Fayları ve Deprem Potansiyelleri” konulu 10754 no.lu raporuna göre; MS 17 yılında Efes'le birlikte 13 önemli İyon şehri tamamen yıkılmasına ve 1688 yılında 16.000 civarında can kaybına neden olan 7.0 büyüklüğündeki depremlerden sonra şehrin tarihindeki bilinen en büyük üçüncü deprem olarak kayıtlara geçti.

İzmir ve civarında yaşayan tüm halkımıza geçmiş olsun, depremde canlarını kaybedenlere Allah rahmet eylesin. Ulusça çok üzgünüz, tabi depremin olmasına değil, depremde can ve mal kaybının olmasına. Çünkü deprem de yağmur gibi, rüzgâr gibi bir doğa olayı ve bunu engelleyemezsiniz, ama depremde yapıların yıkılmasını, sellerin ve heyelanların mala ve cana zarar vermesini aklıselimle ve bilimsel yöntemlerle engelleyebilirsiniz. Deprem bu ülkenin gerçeği ve önemli olan onunla yaşamayı öğrenmek, korkmadan, bilinçli bir şekilde.


Çoğumuzun unuttuğu,
26 Aralık 1939 tarihinde yaşanan ve 32.962 vatandaşımızı kaybettiğimiz 7.9 büyüklüğündeki Erzincan depreminden, 17 Ağustos 1999’da başlayan ve 17.972 can kaybına neden olan Büyük Marmara Depreminden günümüze yıllar geçti. Peki ne öğrendik, ne yaptık? 1940 yılında “Zelzele Mıntıkalarında Yapılacak İnşaata Ait İtalyan Yapı Talimatnamesi” adıyla yayımlanan afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmelikler, günümüze kadar gelişerek geldi ve son olarak 2007 yılında yürürlüğe giren Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik (DBYBHY-2007) AFAD tarafından 2011 yılında başlatılan revizyon çalışmalarıyla güncellendi ve 2018 yılında Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği hazırlandı. Bu revizyonda, TUCSA tarafından önerilmiş olan “kompozit yapılar”, “hafif çelik yapılar” ve “ahşap yapılar” bölümleri de Yönetmeliğe eklendi. Yıllar içinde alınan bu önlemler sayesinde, depremlerde yaşanan can ve mal kaybı azaldı ama henüz bitmedi, risk hala devam ediyor.

Bunun için, tabii ki depremzedeleri nasıl kurtaracağımız, onlara nasıl destek olacağımız, yıkıntılar üzerinde sosyal yaşamı yeniden nasıl tesis edeceğimiz çok önemli. Bu konuda halkın, yerel yönetimlerin, devletin insanî yardımlaşma çabaları hepimizi duygulandırıyor. Ama bunun yanında, hatta öncesinde düşünmemiz gereken depremde can kaybını önleyecek ve mal kaybını en aza indirecek yapılara sahip olmak. Biliyoruz ki bu, bir yanda bilimsel çabalar yürütülürken, diğer tarafta ciddi bir kaynak ihtiyacı doğurmaktadır. Devlet öncelikleri belirler. Bu doğru. Ancak deprem konusunda birinci öncelik;

·         Vatandaşın, müteahhidin, yerel yönetimler ile devlet mekanizmalarındaki bürokratların deprem riski ve bu konuda müsamahaya yer olmadığı konusundaki bilincinin arttırılması,

·         Depremden sonra 40 gün “Ah, vah” deyip, sonra konuyu unutturmayacak, sürdürülebilir bir sistem geliştirilmesi,

·         Depremde can kaybını sıfıra indirecek yapıların yapılması olmalıdır.


Milli felaketler karşısında nasıl tek vücut oluyorsak, deprem karşısında da kamu-sivil ilgili tüm kesimler bir araya gelmeli, kısır çekişmelerden uzak, şeffaf ve dürüstçe, bilimsel yöntemlerle, Türkiye’nin depreme hazır hale getirilmesi sağlanmalıdır. İnanıyoruz ki, bu ülkenin deprem önlemlerine yönlendirebileceği olanakları, bilgi birikimi ve deneyimi vardır. Afetlerden kaynaklanan kayıplarımızı hesaplarsak görürüz ki, deprem riskini azaltmak orta ve uzun vadede ülkemize ilave bir maliyet değil kazanç getirecek, paha biçilemez olan geleceğimize yatırım olacaktır.  

Konuyla İlgili Yazılar:

Prof. Dr. Naci GÖRÜR, "Depremden Değil Ama Deprem Korkusundan Kurtulabiliriz"

Prof. Dr. Nesrin YARDIMCI, "Çelik Yapılar ve Deprem" 
Mimar Mühendis Dilek ALP, "Deprem… Ya Sonrası"


YORUMLAR
SİZ DE YORUM YAZIN
Henüz yorum eklenmemiştir.
Siz de yorumunuzu ekleyerek sitemizin içeriğinin zenginleşmesine katkıda bulunabilirsiniz.
© 2014 - Türk Yapısal Çelik Derneği