TR|EN
Güncel
E-Bülten Aboneliği
SteelPro 2023
18th New Horizons
Tevfik Seno Arda Lisesi
Yayınlar > Çelik Yapılar
Sayı: 77 - Temmuz / Ağustos 2022

Söyleşi


“GALATASARAY STADININ ÇATISINA GÜNEŞ ENERJİSİ SANTRALİ KURARAK DÜNYA ÇAPINDA BİR İŞE İMZA ATTI”

Galatasaray Spor Kulübünde Başkan Yardımcılığı görevinin ardından şu an Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekilliği görevini yürüten ve aynı zamanda Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği Başkanı olan Sayın Yusuf Günay ile hem Galatasaray Ali Sami Yen Spor Kompleksi Nef Stadyumu çatısında yer alan güneş enerjisine dayalı elektrik üretim santralinin (GES) sağladığı kazanımları hem de yenilebilir enerji konusunu konuştuk.

Türk sporunun mihenk taşlarından Galatasaray Spor Kulübü, yurt içi ve yurt dışında faaliyet gösterdiği tüm branşlarda büyük başarılara imza atmış bir camia. Enerjisa ile beraber yürütülen çalışmalar sonucunda Galatasaray Ali Sami Yen Spor Kompleksi Nef Stadyumu çatısına konulan güneş enerjisi santrali sayesinde Sarı – Kırmızılı kulüp kendi enerjisini de üretiyor. Güneş enerjisiyle çalışan en güçlü stadyum unvanıyla Guinness Rekorlar Kitabı'na da girmeyi başaran Galatasaray adına projenin hayata geçirilmesinde büyük emeği olan Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili Sayın Yusuf Günay’dan hem sürecin detaylarını öğrendik hem de yenilebilir enerjinin Türkiye’ye sağlayacağı kazanımlar konusunda bilgi aldık.

Yusuf Bey, Galatasaray’da Başkan Yardımcılığı görevinde bulundunuz, şimdi de Türkiye Futbol Federasyonunda önemli görevler aldığınızı biliyoruz. Futbol Federasyonundaki sorumluluklarınızı ve mesleki yaşantınızı sizden öğrenebilir miyiz?
Bildiğiniz gibi Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) bir seçimli genel kurul yaptı. Bu genel kurulda yönetim kurulu üyesi olarak adaylardan biri de bendim. Genel kurulun teveccühü ile 16 Haziran 2022 tarihinde Sayın Mehmet Büyükekşi Başkanlığında yeni yönetim göreve başladı. Ben de bu ekibin bir parçasıyım. Görev dağılımında Başkan Vekilliği verildi. TFF Başkan Vekilliği görevi kapsamı içerisinde kulüp lisans hizmetleri ve engelliler koordinasyon kurulunda sorumluluğum var. Bu sene Türkiye Ampute Futbol Milli Takımı Dünya Kupası’nda ülkemizi temsil edecek. Dünya Kupası’nı kazanmayı hedefliyoruz. Benim de katkım olursa çok mutlu olurum. Bir de tabii Türkiye’deki futbolun marka değerini yükseltme ve güven sağlama hedefimiz var. Bu konuda bir yıllık bir süre için seçildik. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Galatasaray’da 2017 yılında şu anki başkanımız Sayın Dursun Özbek’in daveti üzerine Sportif A.Ş. Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olarak göreve başlamıştım. Sonra 2018 yılının Ocak ayında bir seçim gerçekleştirildi. Merhum Başkanımız Sayın Mustafa Cengiz seçimi kazandı. Sayın Cengiz de aynı yapıda benimle devam etmek istedi. 2018’in Mayıs ayında yapılan seçim sonucunda ise yönetim kurulunda yer aldım. Başkan Yardımcısı olarak Galatasaray’da bir görev verildi. Başkanımızla beraber 3,5 yıl görev süremiz oldu. Daha önce kamu kurumlarında Başbakanlıkta, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunda (EPDK) çalıştığım gibi aynı sorumluluk duygusuyla görevimi yaptım. Bir Galatasaray taraftarı ve Galatasaray âşığı olarak kulübüme elimden gelen hizmeti sunmaya çalıştım.

Mesleki kariyer olarak Mülkiye mezunuyum. 1986 yılında Merhum Başbakan Turgut Özal zamanında Uzman Yardımcısı olarak Başbakanlıkta göreve başladım. Başbakanlıkta 16 yıl çalıştım. Her kademede bulundum. Uzman Yardımcısı, Uzman Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı, Genel Müdürlük görevlerini yaptım. Dokuz Başbakan, 13 hükümet ile çalıştım. Son olarak Merhum Başbakan Bülent Ecevit döneminde koalisyon hükümeti tarafından Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Kurucu Başkanı olarak atandım. 2000 ve 2001 krizleri sonucunda Türkiye ekonomisinin yeniden yapılandırılması, hukuki ve fiziki altyapının yeniden gözden geçirilmesi görevlerinde bulundum. O dönem Türkiye’de özel kurumların kurulduğu bir zaman dilimidir. Bu süreçte çalışan ekibin bir parçası da bendim. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Telekom’un üst kurulu gibi kurumların yapılandırılmasını sağladık. Aslında bu bir anlamda Türkiye’nin siyasi ve ekonomik krizleri çok sık yaşamasının önüne geçilmesi için atılan adımlardan bir kısmıydı. Bu adımların önemli oranda Türkiye’ye katkısı oldu ama son dönemde maalesef tekrar bir kısır döngüye girmişiz gibi gözüküyor.

Ali Sami Yen Spor Kompleksi Nef Stadyumu, güneş panelleri açısından özel bir stat. Bu özel projede sizin de çok büyük emekleriniz var. Süreç nasıl gelişti detayları bizimle paylaşır mısınız?
Memnuniyetle. 2001 yılında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu kurduğum süreçte kanun bize bir yıllık bir süreç vermişti. Temel olarak şunu söylüyordu; “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun ikincil mevzuatlarını hazırlayın dünyada olan bitene bakın, hemen icraata geçmeyin, bir yıldan sonra yani hazırlık dönemi tamamlandıktan sonra icraat dönemi başlasın.” Ben de o süreç içerisinde bütün ikincil mevzuatın hazırlanması ve dünyadaki uygulamaların nasıl olduğuna bakma fırsatı buldum. ABD, İngiltere Almanya ve Çin’e giderek bu ülkelerde enerji piyasaları nasıl düzenleniyor ve yönetiliyor diye araştırdım.

Buralara baktığımızda tabii ki ilk gözlemlediğim konu şu oldu; bütün dünya ülkeleri enerji piyasalarını önce kendilerinde ne varsa yani kaynakları neyse bunun üzerine inşa etmeye çalışmışlar. Bizde ise tam tersi olmuş. En kolay bir şekilde ne yapılacaksa o şekilde bir yapı oluşturulmuş. Bu da Türkiye’de ithalata dayalı bir enerji piyasasının oluşturulmasına yol açmış. Bu noktada bahsettiğim zaman diliminde hidroelektrik ve rüzgâr santralleri yapılması konusunda büyük bir kampanya başlattık. Tabii ki Türk özel sektörünü çok rahat ikna edemedik. Çünkü elektrik devlete ait gibi görülüyordu. Kamu da bu işe sıcak bakmadı. Enerji ile ilgili kamu kurumlarını ikna etmek beni inanılmaz yordu. O günlerde bunları basın toplantılarında da söylemiştim. Türkiye’nin yararına olan konularda aslında kamuya karşı bir mücadelem oldu. EPDK’daki hikâyem budur. Devletin kamu kurumlarına ait görev ve yetkilerini alıp özel sektöre devretmeyi, rekabet ortamında daha ucuz, verimli ve kaliteli hizmet sağlamayı amaçlamıştık. Tabii bu Türkiye’de çok kolay bir şey değil.

Bu süreçte de taraftarı olduğum kulüp için “Kendi enerjisini sağlayacak bir şey yapabilir miyiz?” şeklinde bir düşüncem oluştu. Sürekli olarak bunu aklımdan geçirdim. Sadece Galatasaray için değil diğer kulüplere de bunu söyledim. Gelen kulüp başkanlarına “Bunu bir düşünün. Bölgenizde hidroelektrik kaynakları olabilir, güneş ve rüzgâr santrali kurulabilir.” dedim. Fakat o dönemde bir türlü denk gelmedi. Hep içimde bir ukde olarak kaldı bu.

“Güneş Santrali Galatasaray’a 25 Yılda 2 Milyar TL Kazandıracak”

Galatasaray’da görev yaptığım dönem çok yoğun bir süreçti. Düşünmeye bile vaktiniz olmuyor. İnanılmaz bir şekilde her gün beklenmedik olaylarla karşı karşıya kalıyorsunuz. O süreçte başkanımız Sayın Mustafa Cengiz ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Onun yaşam mücadelesi çerçevesinde bizim de yoğunluğumuz arttı. Bütün bu süreçlerin içerisinde başkanımızı da bilgilendirerek Türkiye’de hatta dünyada örnek bir uygulamayı yapabileceğimizi fikir olarak kendisine söyledim. Allah rahmet eylesin, başkanımız da bana her konuda destek oldu ve inandı. Bu konuyla ilgili Enerjisa ile görüştük. Enerjisa yetkilileri zaten Türkiye’de alanında uzman insanlar. Hepsinin bu konuda çok büyük emeği ve desteği oldu. Galatasaray stadı üzerinde 40.000 m2’lik bir alan var. Atıl duruyordu, hiçbir katkısı yoktu. Şu an yapılan güneş santralinin 25 yılda Galatasaray’a sağladığı yarar en az 2 milyar TL. 40.000 m2’lik, boş duran, stadın üzerindeki atıl bir alanı bir anda ekonomik getiri sağlayacak noktaya çevirdik.

Bir de bunu dünyada bir stadyumun üzerinde en yüksek kurulu güce sahip bir kapasite olarak yaptık. Zaten Guinness Rekorlar Kitabı’na da girdi. Dünyada da ses getirdi. TFF bünyesinde benzer bir uygulama yapma niyetimi Sayın Başkan Mehmet Büyükekşi ile de paylaştım. Bu konuda çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Türkiye’deki futbol kulüpleri noktasında benzer çalışmaları yapmayı planlıyoruz.

Stadın çatısında kurulan güneş enerjisi santraliyle Galatasaray kendi enerjisini üreten bir kulüp durumuna geldi. Yeterli mi? Bu santralin Galatasaray’a sağladığı kazanımlar hakkında neler söylemek istersiniz?

Santral, stadın tükettiği enerjinin %60’ını şu anda sağlıyor. 2000 konutluk bir hanenin tüketimine eşdeğer bir tüketim bu. 10.400 panel döşendi çatıya. 20 milyon TL’lik bir yatırımla yapıldı. Yatırımın tamamını Enerjisa karşıladı. Galatasaray cebinden bir kuruş para harcamadı. Model olarak şöyle tarif edebilirim; siz bir elektrik tüketicisiniz ve fatura ödüyorsunuz. Birisi size diyor ki “Ödediğiniz faturadan daha azını ödeyerek, aynı elektriği kullanacaksınız ve 10 yıl sonra da santrali sana hediye edeceğiz.” Model bu. Halihazırda faturanın daha azını ödeyerek bir santral yapıyorsun. Futbol kulüpleri için şu an enerji en büyük maliyet. Bunun çok önemli bir fırsat olduğunu düşünüyoruz. Bu tabii çok yeni bir fikir. Sayın Başkanımızın izni ve desteğiyle konuyu Kulüpler Birliğinde gündeme getirdik. Her stadın çatısı buna uygun değil. Çatısı uygun olmayan yerler için arazilere bunların yapılması mümkün. Artık tüketim ve üretimin aynı dağıtım bölgesinden olma zorunluluğu yok. Uygun verimli güneş bölgelerinde, daha uygun arazilerde yapılıp spor kulüpleri bu elektriği tüketebilecek.

Küresel Isınmaya Karşı Alınan Tedbirler Türkiye’ye Avantajlar Sağlıyor

Enerji sizin uzmanlık alanınız. Güneş enerjisi santrallerinin kulübünüz ve ülkemiz için ekonomiye, karbon salımının azaltılmasına, küresel ısınmadan kaynaklı sorunlara katkıları ve sürdürülebilirliği hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Türkiye bu konuda ikilem yaşayan bir ülke durumunda. Özellikle küresel ısınmaya karşı alınacak tedbirler ülkemize büyük avantajlar sağlıyor. Ancak bu konudaki karar vericilerin avantajların farkında olmadığını düşünüyorum. Şu an Türkiye’de rüzgâr ve güneş enerjisinin önünde hiçbir engel olmamalı. Maalesef yapabilmek mümkün değil. Bunların ihaleyle verilmesi bence doğru bir yaklaşım değil. Evet, teşvik edilmesin ancak ihaleyle de verilmesine gerek yok. Türkiye hem rüzgâr hem de güneş enerjisinde Avrupa ülkelerine göre daha şanslı bir ülke durumunda.

Biz artık yavaş yavaş hidrojen enerjisi dönemine giriyoruz. Türkiye, off shore ve on shore çatılar da dâhil olmak üzere güneş ve rüzgâr enerjisine dayalı 200.00 MW ilave yenilenebilir enerji üreten santral yapabilir. 200.000 MW enerji elde ettiğinizde 2050 yılına gelindiğinde 50 milyar dolara kadar yılda hidrojen ihracatı yapabilir duruma gelebilirsiniz. Türkiye’nin böyle bir şansı var. Zaten biz yüzlerce yıldır Türk milleti olarak her alanda yıllık tüketimimizi karşılayacak üretimi yapmaktan uzak bir toplumuz. Bu yüzden ekonomimiz sürekli cari açık denilen bir belanın pençesinde. Her zaman da bu krizlere giriyoruz. Bunu artık herkes ezberledi. Cari açık bir anlamda enerji ithalatıdır. “Doğal gazımız yok. Petrolümüz yok.” diye ağlamamıza gerek yok. Tam tersi bunlardan çok değerli güneşimiz ve rüzgârımız var. Dünyadaki en verimli bölgelerden önemli bir kısmı bu bölgede.

Ege Bölgesi’nin, Konya ve Karaman’ın çok verimli alanlar olduğunu söylemeye gerek yok. Bu yüzden şu an karar vericiler kesinlikle “Ben rüzgâr enerjisi veya güneş enerjisi yatırımı yapmak istiyorum.” diyen herkese izin vermeli. Siz elektriği almayı garanti etmeyin. Zaten şu an hem elektrik arzında hem de fiyatlarda sıkıntı var. Bunu doğru noktaya getirmenin yolu isteyene güneş ve rüzgâr enerjisi santrali yapma fırsatı vermektir. Bunun da elbette fiziki engelleri var. Bu engelleri kaldırmak da devletin, kamu kurumlarının görevidir. Siz bir yerde rüzgâr varsa, doğal kaynak varsa o bölgedeki rüzgârın elektrik enerjisine dönüp sisteme verilmesinin fiziki altyapısını sağlamak zorundasınız. Tek yapmanız gereken bu. Ülkenin yatırımcısı da var. Bu noktadan hareketle ben Türkiye’ye hidrojen enerjisini tanıtmak amacıyla Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneğini kurdum. Dernekte uluslararası nitelikteki arkadaşlarımız ve Türkiye’deki enerji yatırımcıları var.

Türkiye için hidrojen enerjisinin büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Rüzgâr ve güneş santrallerinden üreteceğimiz hidrojeni Avrupa Birliği’ne ihraç etmek Türkiye için çok büyük bir şanstır. Bunu değerlendirmek için de kamu kurumlarının az önce belirttiğim üzere rüzgâr ve güneş enerjisinin elektrik piyasasına kazandırılması yönündeki engelleri kaldırmaları gerekir. Başka bir şey yapmalarına gerek yok.

Proje Basında Bir Galibiyet Kadar İlgi Uyandırmadı

Ali Sami Yen Spor Kompleksi Nef Stadyumu’nda güneş panellerini kullanan Galatasaray bu alanda hem Türkiye’deki hem de dünyadaki spor kulüpleri için bir rol model oldu diyebilir miyiz? Bu konuda nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Bu proje ne yazık ki bir maçta elde edilecek galibiyet kadar haber olmadı. Oysa bunun çok daha büyük bir haber değeri var. Türkiye bu konularda bilinç düzeyi düşük bir ülke. Zaten bu derneği kurmamın amacı da buydu. İnsanları bilinçlendirmemiz gerekiyor. Bugün kulüpler bu tip yatırımlar yapmak zorunda. Çünkü Türkiye’de futbol inanılmaz geriye gitmiş durumda.

2000 yılında elde edilen Dünya Kupası’ndaki üçüncülük ardından UEFA Kupası ve Süper Kupa’nın sonrasında futbol sürekli geriye gitti. Bunun arkasında da aslında ekonomi var. Ekonomi olarak batılı kulüplerle rekabet etme şansın yok. Adamın bir futbolcusu senin bir takımından değerli. Peki, futbol ekonomisi nasıl düzelecek? Tükettiğin elektriği kendin üretecek imkâna kavuştuğunda bu durum sana ekonomik olarak rekabet edebilme fırsatı sunuyor. Ancak medyanın bu konuya ilgisi çok az. Tabii bu zamanla düzelecek.

Uluslararası alanda Galatasaray’ın mükemmel bir marka değeri var. Galatasaray’ın Guiness Rekorlar Kitabı’na giren projesi Avrupa’da Türkiye’den daha fazla ses getirdi. Avrupalılar bunu gördü. Biz, “Ya Real Madrid bunu yapmış, Barcelona bunu yapmış.” diye konuşurken ilk defa Avrupa’da “Galatasaray çatısına dünyanın en büyük güneş santralini yaptı” diye haber oldu. Türkiye’de bu kadar haber olmadı. Beni açılışa da davet etmediler. Bir sonraki yönetim dönemiydi. Bunu kişisel bir şey olarak söylemiyorum ama işin değerini anlamamak gibi maalesef ülkemizin böyle bir hastalığı var.

“Endişem Bürokrasi Tarafında”

Diğer stadyumların ve endüstriyel tesislerin çatılarının güneş enerji panelleriyle kaplanmasının yararları ve uygulanabilirliği konusundaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?
Avrupa Yeşil Mutabakatı, yeşil dönüşüm gibi süreçler tüm dünyanın bu konuda bir karara vardığını gösteriyor. Biz Türkiye olarak özellikle futbol kulüplerinden böyle bir hareket başlattığımızda bunun değeri çok daha fazla olacaktır. Çünkü bu konudaki ilgisi ve algısı belki en az olan kesim spor dünyası. Kulüplerin yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olması ve buradan elektrik üreterek tüketimin yapılmasının ekonomik değeri olduğu kadar algı konusunda da pozitif katkı sağlayacağını düşünüyorum. Biz bu konuda Avrupa’dan avantajlıyız. Bölge olarak kulüplerin kasasından bir kuruş para çıkmadan bunu yaptırabilecek durumdayız. Bu konuda sonuna kadar mücadelemizi yapacağız. Kulüplerin başkanları da olumlu şekilde geri döndüler. Yer konusunda endişeleri var. Bürokrasi en fazla korkutan şey. Benim de bu konuda endişem bürokrasi tarafında. Başka bir endişem yok.

Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Türkiye’nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı çerçevesinde, yenilenebilir enerjinin geleceği ve gezegenimiz açısından kazanımları hakkında düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Küresel ısınmanın getireceği tehlikeler ve şu an yaşadığımız tehditler artık anlaşılmaya başlandı. Bunu artık gündelik hayatımızda somut bir şekilde görüyoruz. Hiç görmediğimiz şiddette yağmurlar, hortumlar yaşandı. İnsanlar bunu yaşamaya başladı. Burada kurtuluş yöntemlerinden biri fosil yakıtları bırakıp yenilenebilir yeşil enerjiye geçmek. Avrupa Birliği bunun için 2050 yılına kadar 1 trilyon Euro para harcayacak. Yani üretimin karbon salımı olmadan yapılması gerekiyor. Alınan kararlardan bir tanesi şu; 2026 yılından itibaren Avrupa Birliği ülkelerine giren her ürünün hangi enerji kaynağı ile üretildiği sorgulanacak. Türkiye yenilebilir yeşil enerjiyle ürünlerini üretmediği durumda, buna çelik sektörü de dâhil, karşı karşıya geleceği fatura 8-9 milyar Euro civarında. Bu nedenle 200.000 MW’lık yerli yenilenebilir kaynağımızı göz önünde bulundurur ve bunu yatırıma dönüştürebilirsek Türkiye’nin ekonomik rahatsızlıklarını bir anlamda tedavi edebilecek bir sürece de girebiliriz. Esasında bu bize bir fırsat sunuyor. Ancak bunun farkında değiliz. Bu konuda Almanya Avrupa ülkeleri arasında bildiğiniz gibi başı çekiyor. Bazı ülkelerle hidrojen ithalatı konusunda anlaşmalar yapıldı. Avusturalya, Kanada Cezayir anlaşmalar imzaladı. Bu anlamda Türkiye’nin de devreye girmesi lazım.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ihtiyacı olan hidrojeni üretip ihraç etmesi diğer ülkelere kıyasla hem coğrafi olarak hem de maliyet olarak daha kolay. Almanya’da siz bir güneş enerjisi yatırımı yapacaksınız, 1 Euro’luk bir yatırımla elde ettiğiniz verim 1 Euro ise bu Türkiye’de 1,5 Euro civarında. Böyle de bir ekonomik fizibilitesi var işin. Bundan sonra Türkiye ve dünyanın gündeminde artık hidrojen olacağını düşünüyorum. Hidrojeni belediyelere de tanıtmaya başladık. Bazı belediyeler hidrojenle çalışan otobüslere geçme konusunda çaba içerisindeler. Bunu da yönlendiriyoruz.

Geçenlerde yaptığım Almanya ziyaretimde şunu gördüm; Köln Belediyesi 2014 yılında 150 hidrojenli otobüsle ulaşım faaliyetine başlamış. Öyle bir şey ki bu sadece çevreyi kirletmemekle kalmıyor kirli olan havayı da temizliyor. Araçların egzozundan damlayan suyu bardağa doldurup içebiliyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’nin bu konuda hazırlıklı olması ve bir an evvel harekete geçmesi lazım.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının, yenilenebilir enerji konusunda önemli çalışmaları olduğunu biliyoruz. Alınan önlemler ve teşvikler sizce yeterli mi? Başka neler yapılabilir?
Genelde Türkiye’nin bürokratik işleyişi şöyle; önce özel sektör bunu ihtiyaç haline getirecek, özel sektörün talebi olacak ve karar vericileri etkileyecek. Daha bu noktaya geldiğimizi düşünmüyorum. Demir – çelik, çimento, cam sanayi ve ağır taşıtlar sektöründe hidrojen enerjisine geçmek büyük yararlar sağlayacak. Bu konuda Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının, Türk Standartları Enstitüsünün, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ortak çalışmalar yapması lazım. Biz de bu konuda Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneğindeki arkadaşlarımızla ziyaretlerimizi sıklaştıracağız. Avrupa Birliği müktesebatının aynısının Türkiye’de olması için çaba sarf edeceğiz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı? Varsa bizimle paylaşır mısınız?
Öncelikle sizlere teşekkür ediyorum. Çok memnun oldum böyle bir konuyu gündeme getirmenizden dolayı. Normalde Türkiye’de basın ve medyada çok yanlış anlaşılan şeyler var. Ancak yenilenebilir enerji konusunda hiçbir zaman konuşmaktan çekinmiyorum. Bu noktada her zaman basın kuruluşlarıyla temasımız, açıklamalarımız olacak. Önemli olan bunları kamuya duyurmak ve bunlardan ülke ve toplum yararına fayda çıkartmak.
Çelik Yapılar - Sayı: 77 - Temmuz / Ağustos 2022

Kendimizi Sınayalım

KENDİMİZİ SINAYALIM SORU 77



© 2014 - Türk Yapısal Çelik Derneği