TR|EN
Güncel
E-Bülten Aboneliği
SteelPro 2023
18th New Horizons
Tevfik Seno Arda Lisesi
Yayınlar > Çelik Yapılar
Sayı: 83 - Temmuz / Ağustos 2023

Teknik Makale


ZEMİN ETÜDÜNÜN ÖNEMİ

Etüd mü yoksa etüt mü? Tek sorunumuz keşke bu olsa. Zemin “Etütü” veya “Etüd” diyenlerin harf hatalarını düzeltmek kolay. Peki, gerçekte durum nedir?

Yazı: Jeoloji Yük. Müh. Uygar Hülagü
Geoteknoloji Grubu Kurucu Ortağı 

Zemin Etüdü, Cumhuriyetin yüzüncü yılını kutlarken artık bir inşaat projesine başlamanın ilk adımlarından, olmazsa olmazlarından biri.

80’lerde büyük projeler ve firmalar dışında “Yapılsa da yapılmasa da olur.”, 90’larda “Sondaj olmasa da gözlem çukurlu bir şeyler yapılmasında fayda var.” denerek gündeme alınabiliyordu zemin etütleri. Tabii yine pek çok yerde “Burası iyi zemin, zemin emniyet gerilmesini 3 kg/cm2 alıp hesaplayın.” diye görüş bildiren “deneyimli” birileri illaki çıkardı. 1999 Kocaeli Depremi sonrası durum biraz daha ciddileşti.

Yazımda, 1998 Deprem Yönetmeliği’nin eksiksiz uygulanma çabası sonucunda, zemin etüdü konusunda farklı aşamalar geçiren inşaat sektörü için dikkate alınması gerekenleri özetlemeye çalıştım. Aslında konuya yakın olanlar için söylediklerim çok yeni gelmeyebilir. Amaç birkaç konuya dikkat çekmek ve gerekenleri vurgulamak.

1998 Deprem Yönetmeliği öncesinde 2. derece deprem bölgesi gözüken ve heyelanlar nedeniyle Afet İşleri tarafından denetlenen Küçükçekmece – Büyükçekmece gölleri arasındaki bölümde, sonradan imara açılmalar hızlanmış ve sondaj şartı bile olmadan gözlem çukurlu çalışmalarla raporlar verilir olmuştu 1. Bu dönemde yaptığımız çalışmalarda biz, yönetmelik gereği 2. derece deprem bölgesi olmasına rağmen 1. derece parametreleri kullanılmasını önerdiğimiz zaman birçok işverenle tartışma yaşamış ve tabii ki onların 2. derece parametrelerini kullanmasını engelleyememiştik. 1998 Deprem Yönetmeliği’nde bu durum değişmişti 2. 1999 Depremi sonrasında o dönem tartıştığımız bazı işverenlerin, özel olarak teşekkür ettiğini söylemeden geçmek istemedim.

1998 Deprem Yönetmeliği ve sonrasında daha ciddiye alınan zemin etütleri, geçtiğimiz çeyrek asırda jeoloji, inşaat ve jeofizik mühendisleri arasındaki iş birliği ile ileriye gitmek yerine mesleki çekişmelerle zaman zaman geri planda kalmaya mahkûm oldu. Meslek oda denetimlerinin bir dönem abartılması, takiben odaların siyasi gerekçelerle devre dışı bırakılması ve belediyelerde üyelik sistemlerinin getirilmesi dönemsel olarak uyum sağladığımız ancak teknik katkının sıfır olduğu uygulamalardı.

Özellikle yerel idarelerde siyasi bağlantı ile göreve getirilen pek çok mühendisin “O, belediyenin adamı” olmamanız durumunda hiçbir teknik gerekçe göstermeden sizi süründürmesi içinde bulunduğumuz coğrafyanın kaçınılmaz sonuçlarından. Tabii ki mesleğini ve görevini hakkı ile yapan birçok meslektaşımız mevcut. Ancak yıl 2023 ve bir yerlerde bu kısır döngü hâlâ bu şekilde yaşanıyor maalesef.

Rapor içerikleri ayrı bir başlık konusu. Bu dönemde raporlara da bir format getirildi. Biz, kendimizce ürettiğimiz bir rapor formatına sahip olduğumuz için ilk çıkan rapor formatlarını yadırgamıştık. Ancak yıllar sonra bir telekomünikasyon şirketine danışmanlık yaparken Türkiye’nin her yanından gelen raporları inceledikçe, böyle bir formatın olması ve mutlaka geliştirilmesi gerekliliğine daha çok inandım. Veri ve geoteknik rapor olarak kullanılan formatta sıkıntılar ve mükerrer bilgiler olsa da rapor demeye utanacağım pek çok eski dokümandan binlerce kez iyi olduğunu yadsıyamam.

Yönetmeliklerde parsel bazında sondaj adedi ve boyutları birçok kez değiştirildi. TBDY – 2018’de biraz karmaşık bir yöntem kullanılıyor olması işverenlerin de aklını karıştırıyor olmalı. Homojen bir zeminin olduğu ve 15-20 sondajla çözebileceğiniz bir sahada sizden 45 sondaj isteniyor. Tersini ispat etseniz de “Yok siz 45 sondaj yapın.” diyorlar. Tabii tam tersi de mevcut. Sahada “En az 3 noktan bir düzlem geçer, asgari 3 sondaj şart.” diyorsunuz. “2 olmaz mı?” diyen de çıkıyor. Yani bunun da ortası yok.

Yönetmeliklere ilave edilen ve yapım tekniği nedeni ile benimsemediğim tek konu pressiyometre3 deneyi. Kuyu cidarının düzgün olması ve farklı koşullarda gerekli şekillerde uygulanmazsa çıkan verilerin yarardan çok zarar getirdiği bu yerinde deney yönteminin gerçek anlamda kullanıldığını söylemek güç. Bir şekilde yapılıyor. Raporda bulunuyor. Rapor formata uyuyor.

Bir de öbür tarafa bakalım. Sahada durum nedir? 2000’lere kadar kendi ekip ve ekipmanlarımızla yaptığımız çalışmaları 2010’lar civarında değiştirmeye başladık. Çünkü hem maliyetler yükseldi hem de bölgesel çalışan firma sayısı arttı. Böyle olunca sondaj makinaları firmalardan çok ustaların sahip olduğu bir mecra oldu ve taşeron sistemi ile iş yapmayı sürdürdü. Yine bu dönemde daha hızlı iş üreten hidrolik makinalar çoğaldı ve bizlerin yıllardır çekindiği hız en büyük sıkıntımız oldu.

İmalatta hız iyidir. Ancak etüt işlerinde hız ya örnek kalitesini düşürür ya da yerinde deney sayısını azaltır. O nedenle 80’lerdeki 6-8 metre/gün efektif sondaj hızından şimdi günde 30 metre sondaj yapım hızına ulaşılması bizim için bir kâbus. Her ustayla zaten çalışamıyorsunuz ama en güvendiğiniz ekip bile kontrolü elden kaçırmanız halinde sizi yanıltabiliyor.

Son dönemde kendi yaptığımız projeler dışında danışmanlık işlerimizde bedelsiz kalite kontrol hizmeti de vermeye başladık. Çünkü bazı projelerde sadece geoteknik rapor aşamasında hizmet veriyoruz. Elimize ulaşan veri raporlarından geoteknik rapor hazırlamak için ekip olarak oturduğumuzda işe yarayan veri bulamadığımızı fark ettik. Günümüz koşullarında her geçen gün artan maliyetler sahada kontrolsüz çalışan ekiplerin ne yazık ki kolaya kaçmalarına neden oluyor. Kendi yaptığınız işi kontrol edebiliyorsunuz ancak işin içinde “Zemin sorunu zaten yok. Maksat rapor bulunsun.” kafasında iş yaptıran birileri varsa durum gerçekten zorlaşıyor.

En önemli tarafı ise aslında işverene düşen kısım. Zemin etüdü projenin başlangıcında belki de ilk fiyat alınan birkaç hizmetten biri. Proje maliyeti içinde yüzde hatta binde oranı ile ifade edilecek bir maliyet. Ancak yanlış teşhis konulursa mutfak evyesi değiştirir gibi geri dönüp kolayca düzeltemeyeceğiniz bir önemi var. Her 10 projeden birinde işverenin bu aşamada kendince yaptığı ekonomi mutlaka ek maliyet doğuruyor. Zemin sınıfını ve iksa parametrelerini yanlış vermek, kazı klasını yanlış belirlemek en çok rastlanan sıkıntılar. Kötü sondajda alınan çok parçalı karot hafriyatın kolay olacağı izlenimi yaratıyor. Sonra bir bakıyorsun kırıcı ile zor kırılıyor.

İşte bu nedenlerle;
İşverenin fiyat öncelikli değil deneyim ve kalite öncelikli tercih yapması,
Saha ekibinin mutlaka mühendis tarafından kontrol edilmesi ve örnek kalitesinin gözetilmesi,
Rapor verilerinin ilgili meslek disiplinlerince bir eşgüdüm içinde değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

İster betonarme ister çelik olsun, her türlü yapının üzerinde yer alacağı zemine göre projelendirilmesi, bizim gibi depremle yaşamak zorunda olan ülkelerde en önemli unsurdur 4. Artık yapılan hatalar ve ihmallerin bedelinin binlerce can ve yıkılan dünyalar olduğunu, bu aşamadan sonra ne kadar para harcanırsa harcansın hiçbir şeyin geri gelmeyeceğini anlamış olmamız gerekmez mi?

KAYNAKÇA

1. Türkiye Deprem Mühendisliği Derneği – 1975 Yönetmeliği (tdmd.org.tr)
2. Türkiye Deprem Mühendisliği Derneği – 1998 Yönetmeliği (tdmd.org.tr)
3. Pressiyometre deneyi (ya da presiyometre), zeminin yük/deformasyon parametrelerinin belirlendiği bir arazi deneyidir.
4. Türkiye Deprem Mühendisliği Derneği – 2018 Yönetmeliği (tdmd.org.tr)
Çelik Yapılar - Sayı: 83 - Temmuz / Ağustos 2023

Kendimizi Sınayalım

KENDİMİZİ SINAYALIM SORU - S.83

Üyelerimiz

ERFAB
GALDER



© 2014 - Türk Yapısal Çelik Derneği